29 Nisan 2017 Cumartesi

Genius : 1.Sezon 1.Bölüm Dizi İnceleme

Genius National Geographic kanalının yeni dizisi. Her sezonda bir bilim insanının hayatını anlatmayı amaçlayan dizi, ilk sezonda Einstein'ın hayatını konu alıyor. 


Genius biraz belgesel, biraz biyografi tarzında ilerleyen bir dizi. Einstein: Yaşamı ve Evreni adlı kitaptan uyarlanan dizide aynı bölüm içerisinde Einstein'ın gençlik ve yaşlılık dönemlerine tanık oluyoruz. Bu da daha çok Einstein'ın düşünme süreçleri ile gerçekleşiyor. Einstein'ın hayatının 10 bölüm sürmesi bekleniyor.

Birinci bölüm daha çok tanışma bölümü gibi. Einstein'ın babasıyla çalkantılı ilişkisini izliyoruz. Bunun yanı sıra Almanya'daki kargaşa da göze çarpıyor. Adolf Hitler'in yükselmesinin imkansız görülmesine rağmen yavaş yavaş Nazi tohumlarının atıldığı bir dönem olduğunu görüyoruz. Hatta Einstein ve Fritz arasında bununla ilgili bir sohbet geçiyor. Fritz Hitler'in ağız kalabalığı yapan, 60 milyonluk bir ülkede bir avuç destekçisi olan biri olduğunu düşünüyor. Fakat bölümün sonuna doğru öngörülerinin yanlış olduğunu görüyoruz.

Bunun dışında Einstein'ın kadınlarla olan ilişkileri de gözden kaçmıyor. Evlilik ve ilişkilere bakış tarzı toplumun bakış açısından farklı. Genius dizisinde benim en çok gözüme çarpan ise ezberci eğitim sistemi. 

Genius dizisinin soundtrack'ı Hans Zimmer imzalı. Yönetmeni ise Akıl Oyunları filminin yönetmeni Ron Howard.


Genius dizisinden bir alıntıyla yazımı sonlandırıyorum. ''Gençliği yozlaştırmanın en mutlak yolu farklı düşünene değil, benzer düşünenlere itibar göstermekten geçer.''


Ah'lar Ağacı & Grapon Kağıtları

Didem Madak yeni tanıştığım bir şair. Aslında sürekli karşıma çıkan ama okumayı erteleyip durduğum biri.  Şiir kitapları hakkında uzun uzun yorum yapmayı sevmiyorum.


Kısaca anlatmam gerekirse Didem Madak'ın kelime oyunlarını sevdim. Kimi zaman daldan dala atlayan, muhabbet kuşları içeren şiirlerini sevdim. Grapon Kağıtları'nı Ah'lar Ağacı'na göre daha çok sevdim sanki. Kitaplardan beğendiğim kısımları burada saklamak istiyorum.

Grapon Kağıtları:

Şimdi mutluyum 
Geçmişini mi yok ettin kızım diye soran 
Bir babadan kurtuluşumu kutluyorum 
Babama söyle, o gelmesin maviş anne
~~~~~~~~
İnanın kendimin
"Yokluğunda çok kitap okudum"
~~~~~~~~
Ne tezatlı bir şey, ne tuhaf 
Ne tuhaf acıyla hiç konuşamamak.
~~~~~~~~
Sokakta kuş ölüsü bulmuş çocuk gibi ağladım.
~~~~~~~~
Protez bacaklar taktılar ruhuma ince ve beyaz 
Gıcırdaya gıcırdaya dolaştım şehri. 
Protez bacaklarıma bile ıslık çaldılar
~~~~~~~~
Annem öldüğünde ay dede içimde 
Yüzlük bir ampul gibi parçalandı.

Ah'lar Ağacı

Kaybolmak istemiştim bir zamanlar 
Kapının arkasında yokum demiştim 
Ve divanın altında da. 
Bulamazsınız ki artık beni, 
hayatın ortasında.
~~~~~~~~
Güzin Ablası kitaplar olan bir kızdım.
İçim sıkılmasa o kadar,
Tek bir satır bile okumazdım
~~~~~~~~
Vasiyetimdir:
En güçlülerinden seçilsin
Beni taşıyacak olanlar. 
Ahtım olsun, 
Yükleri ağırlaşsın diye iyice, 
Tabutumun içinde tepineceğim.
~~~~~~~~
Ya siz, 
Nasıl bilirdiniz çocukluğunuzu ey cemaat?
Nasıldı 
Öldürdüğünüz birinin cenaze namazını kılmak?
~~~~~~~~
Bak, ömrüm eriyor işte 
Çocukluk fotoğrafımdaki kardanadam gibi yanı başımda
~~~~~~~~
Muhabbet kuşumuz öldü 
Arkasında uçuşan tüyleriyle mavi bir sonbahar bırakarak 
Biliyorsun ölüm, mavi boş bir kafestir kimi zaman
Acıyı hangi dile tercüme etsek şimdi yalan olur Pollyanna
~~~~~~~~
Tam on gün oldu, 
Gamzelerinden su içmiyor kuşlar.
Kardeşim, biriciğim 
Hadi çık o karanlık odadan.
~~~~~~~~
Camdan pabuçlarım kırık 
Prens de bulamaz beni artık.
Hayata söyleyin bundan sonra gitsin 
Anlamını masallarda arasın

28 Nisan 2017 Cuma

Satranç - Stefan Zweig | Kitap Yorumu

Tesadüfen eline geçen bir kitapla satrancı öğrenen, satranca tutku ile bağlanan ve bu tutkusu yüzünden beyin hummasına yakalanan Dr. B.'nin hikayesini anlatıyor Satranç. Kitapta iki kişinin mücadelesini görüyoruz. Bir tarafta satrançtan başka bir şey bilmeyen Czentovic, diğer tarafta satrançla tesadüf sonucu karşılaşana kadar satranç hakkında hiçbir şey bilmeyen Dr. B.


Tabii ki kitapta Zweig tarzı psikolojik tahliller var. Diğer kitaplarından farklı olarak bu kitap direkt psikolojik bir durum hakkında. Satranç'ı büyük bir heyecanla okudum. Bunda satranç oynamayı sevmemin ve psikolojik durumlardan etkilenmemin etkisi büyük. Bazı kitapları benimseyip bağrımıza basarız ya, bu kitap da benim için öyle. Zweig kitapları içerisinde en sevdiğim. 

Kısa ama dolu dolu bir hikaye okumak isteyenlere tavsiye ederim. Ayrıca kitabın verdiği heyecanla kolay okunabilir olduğunu düşünüyorum. Uzun süre bir kitaba bağlı kalamayan bir kaç kişiye tavsiye ettiğimde memnun kaldıklarını gördüm.


Alıntılar:

"Ruhsal bir hastalık geçiren herkes hep tehlike altındadır. "
''Satrancın çekiciliği tek bir şeyden kaynaklanır; stratejinin farklı beyinlerde farklı biçimlerde gelişmesinden.''
"Yeryüzünde beni sorgulamayan, bana işkence yapmayan bir insan var mıydı gerçekten?" 
"Ama en kötüsü sorgulama değildi. En kötüsü, sorgulamadan sonra hiçliğime geri dönmekti; aynı masanın, aynı yatağın, aynı leğenin, aynı duvar kağıdının olduğu aynı odaya." 
'' Muhtemelen kitabı hemen elime alıp okuduğumu düşüneceksiniz. Kesinlikle hayır! Önce bir kitabım olmasının sevincini yaşamak istiyordum.''
''Bize hiçbir şey yapmadılar. Bizi tamamen hakim olan bir hiçliğe bıraktılar, çünkü bilindiği gibi yeryüzünde hiçbir şey bir insana hiçlik kadar baskı yapamaz.''
 Puanım:

24 Nisan 2017 Pazartesi

Ortaya Konuşuyorum

İllustratör-Thomke Meyer

Bu yazıda bir kitaptan, filmden ya da entelektüel bir hobiden bahsetmeyeceğim. Tamamen iç sıkıntısı. Blogum kişisel blog çizgisinde değil belki, ama bu blogun ardında bir android yok. Yani evet bazen android veya bir robot gibi hissiz davranabiliyorum. Veya duygularımı saklamak konusunda o levelda bir başarım var. Her ayın belli dönemlerinde zaten duygusallaşıyorum. Bu kadarcık duygusallaşmak bile bana ağır geliyor gerçi. Bilimsel bir eğitimden geçmek belki beni bu hale getirdi. Belki de duygusal olmanın acı veren bir şey olduğuna karar verdim. Ya da bir kadının duygusal olma zorunluluğundan bıkmışımdır belki. Ne kadar belirsiz konuşuyorsun diyorlar. Çevremdekiler hep böyle söylüyorlar. Tam olarak anlayamıyoruz, ne diyorsun diyorlar. Ben kitapları puanlamaktan nefret ederdim. Hala da tam alışamadım. Neden puanlamaya başladım ki? Sanırım şeydi evet, sürekli şöyle diyorlardı. Kitabı sevip sevmediğini anlamadık? Eh ne önemi var ki sanki. Herkes kendi deneyimini yaşar. Herkesin okuduklarından anladığı şeyler bile kendi düşünce, bilgi, birikim ve duygularına göre değişir. Her neyse insanlar pratik olmayı seviyorlar. Upuzun bir yazıyı okumak yerine tak puana bakıyorlar. Bu blog açılış amacından biraz saptı. Ben aslında her şey hakkında konuşmak istiyordum. Kitap blogu oldum resmen. Üstteki türleri falan kaldırırım belki, kategorileri. Belki de kaldırmam. Çünkü belli bir alanım var ve onun dışına çıktığımda rahatsızlık hissediyorum. Geçen birinin bloguna denk geldim. Ölmüş birinin. Oturdum, düşündüm. Hiç tanımadığım biri için üzüldüm. Öleceğimizi bile bile çabalamak hala bana tuhaf geliyor. 


George Dandin veya Bir Koca Nasıl Rezil Edilir?

Kitap karısı tarafından aldatılan George Dandin'in bu durumu ispatlama çabasını anlatıyor. George Dandin karısının kendisini aldattığını fark etmiş, bu durumu karısıyla paylaşmış fakat karısı gencim güzelim herkesi üzerim diyerek aşığıyla ilişkisine devam etmiştir. George Dandin'in tek çaresi karısının kendini aldattığını kayınpederi ve kayınvalidesine ispatlamaktır. Çünkü karısı anne ve babasının gözüne girmeye çok önem vermektedir.


Kitap bir yandan kadın-erkek ve aile ilişkilerine değiniyor, bir yandan sosyal statü farklılıklarını göz önüne seriyor. George Dandin ve karısı farklı sosyal sınıflardan. Kayınvalide ve kayınpederi dahil kimse sosyal statü nedeniyle George Dandin'i pek umursamıyor.

Kitap komikti. Moliere'ın kendine özgü eğlenceli ve trajikomik anlatımı beni kitaba bağladı. Tiyatro okumaya bir yerden başlamak isteyenler Moliere'ın kitaplarına yönelebilir.

Puanım:
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...