5 Aralık 2015 Cumartesi

Büyük Umutlar : Kitap Yorumu

Büyük Umutlar Charles Dickens'ın ölümsüz eserlerinden biri. Kitabı antik batı klasiklerinden okudum, daha pahalı olan bir çevirisi de vardı. Belki elimdekinden daha iyi çevrilmiş olabilir ama ben arda kalan o parayla başka bir kitap almayı tercih ettim. Öncelikle kitabın konusundan bahsedeyim. Kitap Pip adında bir çocuğun hayatını çocukluğundan itibaren Pip'in dilinden anlatıyor. Kahraman bakış açılı kitapları ne yalan söyleyeyim pek sevmezdim, basit bulurdum. Ama Charles Dickens bu durumun hakkından gelmiş.



5 Eylül 2015 Cumartesi

Ben yokken neler oldu ?


Evet arkidişler uzunca bir süredir yoktum. Sebebi telefonumun ekranının kırılması. Ne alaka diyebilirsiniz google hesabımı telefonla senkronize etmiştim yani telefona şifre gelmeden hesabıma giremiyorum. Böyle bir şeyi neden yaptım ben de bilmiyorum, işte bu yüzden telefon gelene kadar bloga giremedim :) Ha bu arada en sevdiğim mevsim olan namıdiğer sonbahar da geldi. Bir an önce şu sıcakların bitip etrafın kahverengiye bürünmesini istiyorum. Lütfen çabucacık.
Bu süreçte neler yaptım, çok şey biriktirdim onlardan bahsedeyim.

13 Ağustos 2015 Perşembe

Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş : Kitap Yorumu


''Ertesi gün hiç kimse ölmedi.''

Dünyada her şey olması gerektiği gibi işlerken birgün adı bilinmeyen bir ülkede hiç kimse ölmüyor. Bazı insanlar bunu ''ölümü yendik'' şeklinde algılarken, bazıları yaratıcı tarafından ödüllendirildiklerini düşünüyor.  Bazı insanlar ölümün bittiğine dolayısıyla sonsuz yaşam zevkine kavuştuklarını düşünürken, bazıları bu durumdan başka ne gibi çıkarlar sağlayabileceklerini düşünüyor. Jose Saramago ölümün yok oluşunu din,devlet,siyaset üçlüsü açısından ele alıyor.

10 Ağustos 2015 Pazartesi

Selfie (Dizi)



Can sıkıntısı sonucu komedi dizisi arayışına girmiştim. Bir sitede yayından kaldırılmış Selfie dizisini gördüm. Reytinglere kurban gitmiş bu diziye bir şans vermek istedim, iyi ki vermişim. Eğlenceli saatler geçirdim. Gelelim diziye:

9 Ağustos 2015 Pazar

Whisper of the Heart / Yüreğinin Sesi


14 yaşındaki Shizuku Tsukishima orta okulu bitirmek üzere olan bir kızdır. Kitap okumayı çok sever ve genellikle her gün kütüphaneye gider.


5 Ağustos 2015 Çarşamba

Fahrenheit 451 (Film)

''Sadece onları meşgul et ve mutlu olmalarını sağla.''

İnsanların sorgulamasını istemeyen
Herkesin aynı derecede mutlu olmasını amaçlayan
Bunun da kitapların yok edilmesiyle gerçekleşeceğine inanan bir devlet
Bütün gün televizyon izleyip, uyuşturucu haplar içen, eşyaya tapan insanlar



28 Temmuz 2015 Salı

Kitap Yorumu: Ozan Beedle'ın Hikayeleri





Kitap Adı: Ozan Beedle'ın Hikayeleri 
Tür: Fantastik
Yazar: J.K. Rowling

Harry Potter'ın sihirli dünyasıyla bizi büyüleyen J.K.Rowling, anlaşılan okurları gibi bu dünyadan pek çıkmak istememiş ki büyücüler dünyasının öykülerini anlatan Ozan Beedle'ın Hikayeleri'ni yazmış. İçine de kendi çizimlerini eklemiş. Çizimler de gayet başarılı :)


15 Temmuz 2015 Çarşamba

Kitap Yorumu: The 100


The 100
Tür: Distopya, bilim kurgu, genç yetişkin
Yazar: Kass Morgan

Dünyadaki bir nükleer felaket sonrası dünya, radyasyondan yaşanılmaz hale gelir. Bu felaketten sağ kurtulanlarsa bir uzay gemisinde yaşamlarını devam ettirirler. Aradan 300 yıl geçmiştir ve gemi yönetimi dünyanın yaşanabilir olup olmadığını belirlemek için 100 suçlu genci dünyaya gönderecektir. 

14 Temmuz 2015 Salı

12 Temmuz 2015 Pazar

Mafia 2 - Oyun İnceleme

Mafia 2


Şimdiye kadar oynadığım en iyi oyun. Bir daha böyle güzel bir oyun oynar mıyım, bilmiyorum.
Evet bu cümle tam olarak şu an düşündüğüm şeyi ifade ediyor.

8 Temmuz 2015 Çarşamba

Cinderella 2015

Büyükler için masal.Sadece miniklerin değil, bazen umudumuzu kaybettiğimizde, mucizelere ihtiyaç duyduğumuzda ve kısıldığımız kapandan çıkmak istediğimizde masallar biz yetişkinlerin de imdadına koşar. Yahu bu yaşta masal mı dinleyelim şimdi diyenleri duyabiliyorum. Dinlemeyin izleyin !
Klasik bir masal Cinderella


26 Haziran 2015 Cuma

Assassin's Creed: Brotherhood

Eveeet hep dinlediğim şarkılardan bahsettiğimi farkettim. Biraz da oynadığım oyunlardan bahsedeyim :)



Brotherhood'u indireli üç beş gün olmakla birlikte bilgisayarın dvd rom sürücülerinde bir hata vardı. Aygıt yöneticisinden baktım ve bir de ne göreyim yanlarında koca koca ünlemler. Dün bütün gün bu sorunu düzeltmekle uğraştım. Çünkü sanal sürücü bilgisayara takıldığı halde bilgisayarımda görünmüyordu. Nasıl mı çözdüm ? Açıkçası seçeneklerin içerisinde en basit olan benim çözümüm oldu :) Aygıt yöneticisinden yanlarında ünlem olanları tamamen kaldırdım. Bilgisayarın otomatik güncelleştirme ayarlarını açtım. Bilgisayarı kapatıp açtığımda kendini güncellemişti ve bu sorun da böylece tarihe karışmış oldu. Şimdi güzel güzel oyunlarımı oynayabilirim. 

Özellikleri iyi olan bir bilgisayara yakın zamanda sahip olduğum için bu tarz oyunları oynama imkanını yeni yeni buluyorum. Daha önce Black Flag'ı oynamıştım, Assassin's Creed oyunlarından başka oynadığım yok. Black Flag'ı gördükten sonra diğerlerini de mutlaka denemem gerektiğini düşündüm. Bu Assassin's lerde oyunun eski zamanlarda geçmesi hoşuma gidiyor. O zamanları oynamak ilgi çekici geliyor, eminim bir çok oyuncu için de böyledir. Bu sefer oyunumuz Roma döneminde geçiyor. Konusu ise şöyle:

''Ezio Auditore, Roma, Vatikan'daki sırrı keşfettikten sonra amcası Mario ile birlikte Monteriggioni'ye dönerler. Artık her şey normale dönmüştür. Kız kardeşi Ezio'ya bir doğum günü partisi hazırlar. Gecesinde ise Ezio, Caterina ile birlikte olur.Sabah top sesiyle uyanırlar. Bunu bir talim zanneden Ezio önemsemez ancak tam o anda pencereden içeri bir gülle gelir. Ezio'nun zırhı parçalanır. Ezio, Caterina'yı güvenli bir yere gönderirken kendide çatıya çıkar ve o hazin tabloyu görür. Papa Rodrigo Borgia'nın oğlu Cesare Borgia şehri yıkmaktadır.Şehri savunmaya çalışan Ezio birçok düşman birliğine karşı koymuştur. Ancak orduların başına geçen amcası Mario yakalanmıştır. Bu sayede Cesare, Apple of Eden'ı almıştır. Bunu gören Ezio amcasını kurtarmak için koşmaya başlar ancak Cesare eline aldığı tabancayla Mario'yu öldürür. O anda ise çatıdaki tüfekçiler Ezio'yu da sol omzundan vurur.Ezio uyandığında kardeşini, annesini ve şehirde hayatta kalanları gizli geçitten kaçırır. İntikam yemini eden Ezio, Roma'ya Cesare'nin yaşadığı yere gider. Para, asker, silah gibi kaynaklarını keserek Cesare'yi güçsüz bırakır.''


17 Haziran 2015 Çarşamba

Herkes mutluluk ister

''Herkes mutluluk ister. Kimse acı istemez. Fakat biraz olsun yağmur yağmadan bir gökkuşağına sahip olamazsınız.''
O kadar doğru bir söz ki. Etrafımızdaki herkesin mutluluk peşinde koştuğunu görüyorum. Mutluluğu ya gelecekte arıyoruz ya da geçmişte kaldığını düşünüyoruz. Yarının daha güzel olacağını söylüyoruz hep. Neden yarını bekliyoruz ki ? Bugün güzel olsun belki de bizim için yarın söz konusu değildir. Hiçbirimiz bunu bilmiyoruz ve düşünmüyoruz. Kimimiz de hep geçmişte yaşıyor. Özellikle yaşlılarda bu durum çok bariz. Hep gençliklerinden bahsedip duruyorlar, yaşlı olmanın güzel yanlarını görmezden gelerek.
Hem belki acı da mutluluktur neden bu açıdan düşünmüyoruz. Sonuçta acı yiyecekler de yiyen insanlarız. Belki acının da kendine göre bir güzelliği vardır. Aslında yaşadığımız her anın kendine göre bir güzelliği olduğunu fark edince hayata bakış açımız değişiyor.
Geçen gün markette bir çalışan yaşlı bir müşteriyle sohbet ediyordu,kulak misafiri oldum. Nasılsın kızım dedi müşteri?
Şükrettikçe daha iyi olduğumu fark ettim dedi çalışan.



16 Haziran 2015 Salı

9 Mayıs 2015 Cumartesi

Şu sıralar en sevdiklerim

Evet merhaba. Her ne kadar blogumu okuyan mokuyan olmasa da yazmak hoşuma gidiyor. Özellikle sevdiğim müzikleri adeta buraya kaydetmiş oluyorum. Bu şarkıların hiçbiri yeni bulduğum şarkılar değil aslında. Mesela best day of my life'ı bir yerlerde duymuştum. Somebody that i used to know zaten çok popülerdi. Ama bu şarkıya bir türlü fırsat tanımamıştım, şimdi dinleyince sevdim. Sonuncusu da zaten çok popüler. With or without you (yanlış hatırlamıyorsam) Böğürtlen Kışı romanında geçmişti. O romanı okuduğum zamanlarda dinlemiştim ve beğenmemiştim. Sanırım bir şarkıyı sevip sevmediğimizi etkileyen en önemli şey ruh halimiz.
Şu sıralar en sevdiğim, dinlemekten zevk aldığım ve replay tuşuna basıp durduğum şarkılar.









2 Mayıs 2015 Cumartesi

Interstellar

Evet bugün yaklaşık 1-2 saat önce izlemeyi bitirdiğim Interstellar filmi hakkında yazmak istiyorum.



Öncelikle bu filmle ilgili doğru dürüst bir şeyler söyleyebilmek için yeterli bir bilgi birikimine sahip olmak gerektiğini düşünüyorum-özellikle fizik alanında- Bense nacizane yarım yamalak bir şeyler söyleyeceğim :)
Öncelikle filmle ilgili dikkatimi çeken en önemli şey duyguların yoğun yaşanmasıydı.Bildiğimiz gibi bilimde duyguya yer yoktur ve bilim  kanıtlanabilir olmalıdır.Fakat Yıldızlararası'nda özellikle Cooper'ın çocuklarına karşı duyguları çok yoğundu.Yine Brand'ın duygularına kulak vererek Dr.Mann'ı kurtarmaya gitmesi de buna örnek. Bilim kurgu filmlerinde bu tarz duygulara pek rastlanmaz. Yani kişiler duygularının peşinden gitmezler desem daha doğru olabilir.

Filmde bir çok  teoriden bahsediliyor. Solucan delikleri, İzafiyet teorisi  ve tabii ki biyolojinin ( kendisi benim alanım olur hehe) en çok tartışılan konusu evrim. B planı olarak üreme hücrelerini yanlarında götürüp uzayda bir koloni oluşturmak istemeleri,sonra türün devamı için kendini feda etmek bunlar evrimle ilgili dikkatimi çeken kısımlardı. Türün devamı için kendini feda etmek ki buna akraba seçilimi de denmekte. (bunlar benim bildiğim konular azıcık anlatayım :) ) Benim farkettiğime göre filmde Cooper yaptığı işi çocukları için yapıyor türün devamı için değil. Çocuklarının yaşamının devamı için onları kurtaracağına inanıyor.
Peki nedir akraba seçilimi,türün devamı için kendini feda etme davranışı ?
Dağ sincapları üzerinde yapılan çalışma bu konuyu açıklar. Sincap avcı tehdidini hissettiğinde ses çıkararak sürüyü uyarır. Fakat çıkardığı bu sesle aslında kendi yerinin tespit edilmesine neden olmaktadır. Yani doğal seçilime göre hiç ses çıkarmaması gerekir. Yapılan deneyler sonucunda sincabın çıkardığı ses sayesinde populasyondaki bireylerin bir çoğunun  avcıdan kurtulduğu gözlenmiş. Peki sincap her sincap için bu davranışı gösteriyor muydu? Yani herhangi bir sincap için de kendini feda eder miydi? Burada şu farkı anlamak gerek türün devamı ve neslin devamı. İkisi de aynı şeyler gibi görünse de insan üründen örnek verirsek türün devamı tüm insanlığın devamı, neslin devamı ise sadece benim neslimden olan çocuklarımın devamını ifade eder. Deneylerin sonucunda sincabın sadece akrabaları için bu davranışı gösterdiği gözlenmiş. Sürüde akraba sayısı azaldığında sincap hiç ses çıkarmamış ve kendini ele vermemiş.

Filmde de Cooper, Profesör Brand kendisine yalan söylemesiydi belki de o görevi gerçekleştirmeyecekti. Dünyadaki çocuklarını ölüme terk etmezdi çünkü akraba seçilimi bunu engeller.Dr Mann ın  bir sahnesinde şöyle geçiyordu. Biz türün devamını sağlamalıyız diyordu çocuklarını değil,insanlığı düşünmen gerek. Burası saçmaydı çünkü evrime göre Cooper çocuklarını düşünmek zorunda çünkü kendi neslinin devamını onlar sağlayacak.

Şimdilik bu kadar ben sırf kendi alanımla ilgili kısma odaklandım anlaşılan. Diğer konuları da araştırıp filmi tekrar izleyeceğim o zaman düzenlemeleri yaparım :)

12 Nisan 2015 Pazar

Biraz klasik müzik

Bugün en sevdiğim ve dolayısıyla en çok dinlediğim klasik müzikleri derlemek istedim. İşte en sevdiğim klasik müzikler...


Vivaldi-Spring
(hazır ilkbahar da gelmişken )


Beethoven-Per Elisa


Mozart-Turkish March


Bizet-Farandole


Bach-Minuet and Badinerie


Franz Liszt -Hungarian Rhapsody


Bizet-Carmen

Devamı gelecek :)

10 Nisan 2015 Cuma

Yeni şarkılar

Bugün vizelerin bitişi şerefine yeni şarkılar buldum. Yeni şarkılar buldukça mutlu oluyorum hele bir de çok sevdiysem.Sabah akşam dinlerim artık :)
Evet yeni indie'ler.

 LACROSSE - No more lovesongs


My Little Pony- Stars


Burning Hearts - Sea Birds

27 Mart 2015 Cuma

Günün şarkı ya da şarkıları

Güzel bir şarkının farklı yorumları...
Fleet Foxes'ın söylediğini daha önce dinlemiştim. Ama Mykonos şarkısı kadar etkilemedi beni söyleyiş tarzı .Ama Birdy'i ilk defa dinledim. Şirin bir kız (kıyafeti de hoşuma gitti bu arada tam benim tarzım) sesi de çok iyi. Lana Del Rey'i andırıyor gibi görünse de ben sesinin ve söyleyiş tarzının Lana'dan daha iyi olduğu kanısındayım. Hadi şarkılar gelsin.


                                                                        Birdy'den

                                                                 Fleet Foxes'dan

                                        Bu da Fleet Foxes'ın en sevdiğim şarkısı ''Mykonos''

21 Şubat 2015 Cumartesi

Şirin bir şarkı

Özel öğretim yöntemleri 2 dersimde ''Destek ve hareket sistemi'' konusunu sunacağım. Youtube'da konuyla ilgili eğlenceli bir şeyler bulmak için dolanırken skeleton dance çıktı karşıma. Küçükken izlediğimi hatırladığım şu çizgi filmden parçayı buldum.



Daha aşağılara inince işte bu şirin şarkıyı buldum. Adlarını sanlarını ilk defa gördüm, bir Belle & Sebastian sever olarak bana onları anımsattı. Bu şarkılarını sevdim,diğer şarkılarını da dinlemeye değer. Ayrıca bu ne şirin bir videodur, keşke herkes böyle müzik videoları yapsa. Sizi bu huzurlu şarkıyla başbaşa bırakıyorum ^_^




20 Şubat 2015 Cuma

Bahar geliyor !

İlkbahara az kaldı.Bir yandan kar yağarken bir yandan da ağaçlar çiçek açmış.İlkbaharı çok sevmem  ama ilkbahar gelsin istememin nedeni çiçekleri çok seviyor olmam.

şu güzelliğe bakın






8 Şubat 2015 Pazar

Amasya Gezisi

Bu benim blogtaki ilk yazım.Hadi bakalım başlıyorum.

Öncelikle Amasya gitmek isteyeceğiniz şehirlerden biri.Çünkü şehir Harşena Dağı'nın arasına kurulmuş,evleri de işin içine katılınca farklı bir ambiyans oluşturmuş. Aynı zamanda tarihi bir şehir.Eski adı Amesia.Biraz sonra anlatacağım müzeye giderseniz üstünde Amesia yazan eski paraları görebilirsiniz. Bir günde gezilecek bir şehir değil. Tabii ki üstünkörü gezilebilir. Ama eksik kalacaktır. Şimdi gelelim detaylara:

Ben Samsun'dan trenle Amasya'ya yaklaşık 3 saatte gittim. İlk tren yolculuğumdu,tren benim için yorucuydu. Trenden inince yürüye yürüye sahil kenarı gibi bir yere ulaştık.Aslında Yeşilırmak kenarı:)
İşte şirin evler 
Yeşilırmağı da gördük
Aslında bu şirin ev dediklerim otel veya restaurant. Bu evler yöresel yemekler yiyebileceğiniz mekanlar. Ben tercih etmedim çünkü annem Amasya yemeklerinden pek hoşlanmıyor.

Bu da saat kulesi

Şimdi gelelim gittiğim yerlere
1)Kral Kaya Mezarları
Buraya giriş ücreti 5 tl idi. Müzekartı olanlara ücretsiz. Buraya çıkmak eğlenceliydi. Yalnız taşlar biraz kaygan,spor ayakkabı giymeniz tavsiye edilir ! Mezarlarda mezar yok,öyle bir beklentiyle gidecek olanlar hiç gitmesin. Bi teyze biz çıkarken ''Çıkmayın boşuna yukarıda hiç bi şey yokk '' dedi atarlanmış hem de.

Daha yoldayız

Azıcık çıktık,aşağılara bakalım

Karşılara da bakalım

Tam tepedeyiz --ben zoomladığım içün yakın sanmayalım--

şirin evler, dağlar, bir de ırmak daha ne olsun

işte bu bütün manzarayı buradan izledik.tüm çabamız buraya çıkmaktı :)

Dipten not: Buraya çıkmak zaman alır! Zaten orda bişey yokmuş tepe mepe istemem, manzara sevmem ben diyenler için zaman kaybıdır. (Benim için eğlencelidir hehe.)


2) 2.Bayezid Camii
Öncelikle büyük bir camii,ben gerçekten beğendim.Gittiğim camiiler içinde en beğendiklerimden.Namaz vakti olduğu için çok fotoğraf çekemedim
.
 -Camii'nin bahçesinden


3) Minia Amasya Müzesi
Bu tarz bi adı vardı.Zaten 2.Bayezid Camii'nin bahçesinde. Öğrenci 1 tl,tam 2 tl.
Açıkçası ben tesadüfi gittim. Amasya'yı minik minik görmek isterseniz gidin. Işıklandırdıkları miniklerin(minyatürler işte) ışıklarını tamamen söndürüyorlar (zifiri karanlıkta kalma keyf),sonra camiilerden başlayarak yavaş yavaş ışıklandırıyorlar. Ben hepsini beklemedim çünkü bayağı yavaştı :D Ayrıca gökyüzü de yapmışlar ay,yıldızlar bile var. Karanlıkta sadece ayın,yıldızların ışığı vardı.Ben o kısmı çok sevdim.

Karanlıkta görmeden bi flaş patlattım

4)Amasya Arkeoloji Müzesi
Burayı anlat anlat bitiremem. Müze meraklısı olduğum için en sevdiğim yer burasıydı. Laykladığım müzeler içinde ilk 5'e girer.

Giriş ücreti 5 tl. 18 yaş altı bedava. Müze kartı olanlara bedava.

Müzede neler var?
İlk olarak girişte fosiller var. Büyük bir kısmı deniz canlıları.
Tarihi paracıklar var,defineler var.İşte bu paracıkların üstünde çoğunlukla Amesia yazısını görebilirsiniz.
İdoller var.Küçük heykelcikler,kemer tokaları,kılıçlar vs.
Meryem Ana heykelciği ,eski İnciller,çanaklar,çömlekler...
Masklar;
Mask nedir şipşak bilgi

Çok ilginç geldi bana insanlar bu maskelerle başka rollere bürünüyorlarmış. 


Bu idol olabilir hatırlamıyrem 

Ve geldik müzenin kralına.Böyle değerli eserleri ayrı bir camekana koyup alttan ışık vermelerine gıcık oluyorum.Çünkü flaşsız güzel fotoğraf çekilmiyor.

Fırtına tanrısı teşup (bence meczup'un akrabası)
Hititlerden sonra gelen uygarlıklar kimseler buna tapmasın diye bacaklarını kırmışlar :)
bizimkiler de böyle bacak çizmiş

şipşak bilgi

Dikkat çeken diğer bir şey de mumyalar.
Bunlar dünyada ilk organları çıkartılmadan mumyalanan insanlar. Ayrıca ilk Türk ve Müslüman mumyalar.
--Ortam ürkütücüydü--
Bebecikmiş daha 

Müzede Osmanlı'dan da çok eserler var.Kılıçlar,kalkanlar falanlar fişmanlar.
Ayrıca Amasya'daki çoğu camiinin kapıları da buradaydı.

Bunlar da bana matrakçıyı anımsattı :)


Evet bu yazı burada bitiyor.Geçerken yolda gördüklerimizi tabii ki de yazmıyoruz :) Fotoğrafını çekmediğim şeyler de vardır.He bi de Amasya Meydanı'ndan geçerseniz oradan karşılara bakmak güzel.Tavsiyem 1 gece bi yerlerde kalın da gece ışıklandırmaları görün.Işıklandırmalar için bayağı uğraşmışlar dağlar,evler,ırmak rengarenk ışıklandırılmış. Ben sadece dağları hafiften görebildim.Hava kararırken dağları ışıklandırıyorlar, tıpkı minia amasyadaki gibi.

Bir daha yolum düşerse Şehzadeler Müzesine gitmek ve yöresel yemeklerden yemek isterim.

Bu yazı burada biter &_&





























Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...