15 Ağustos 2017 Salı

Son Zamanlarda İzlediklerim #5

Herkese merhaba. Nasılsınız, neler yapıyorsunuz ? Ben film izleyip duruyorum :-) Haklarında konuşacağım 5 tane filmle geldim. Hadi başlıyorum.

Swades:We, the people 


Evet bir Hint filmi. İlk Hint filmimi üniversite birinci sınıfta izlemiştim. Üç Aptal. Öğretmenimiz bu filmin hayatı anlattığını düşünüyordu. Üniversite hayatında önemli olan şeyin dostlar edinmek olduğunu düşünüyordu. Sanırım çok da pozitif bir adamdı. Benden de iyi yemek yapıyordu, bana uzman tv'den izle öğrenirsin demişti. Bense tatlılar dışında bir şey öğrenmedim :-D  Neyse konuya dönüyorum :-D Hint filmlerini seviyorum. Bazı çok saçma aşk üçgenleri ve dakika başı çıkan danslar hariç.

5 Ağustos 2017 Cumartesi

Son Zamanlarda Dinlediklerim

Merhaba, bu yazılar iyice çığırından çıktı mı ne? :-D Ne bileyim aklıma başka başlık gelmedi, yaratıcı fikirleriniz varsa alırım.


1 Ağustos 2017 Salı

Son Zamanlarda İzlediklerim #4

Herkese kocaman merhaba ! Bir kaç bir şey izlemişken bu yazı dizisi aklıma geldi, hemen yazayım dedim. Aslında Temmuz ayı içerisinde izlediklerim de denilebilir :-)

Good Bye Lenin ( Elveda Lenin) : 
Bildiğiniz üzere ülke olarak 2.Dünya Savaşı'na katılmadığımızdan derslerde bir şekilde bu konudan sorumlu tutulmuyoruz. Ek okuma da yapılmayınca bu konu eksik kalıyor. Aslında Almanya'nın bu savaştaki durumu hep ilgimi çekmiştir, neden bilmem. Neyse bu film Doğu ve Batı Almanya'nın birleşmesini konu alıyor. Bu siyasi olayı bir ailenin gözünden izliyoruz. Belgesel tadında bir film. Yer yer komik, bazen acıklı. Bir gencin annesi için yapabileceklerini gözler önüne seriyor.

Temmuz (2017)'un Ardından

Merhaba, bu ay okuduklarımdan bahsedeceğim. Ama ondan önce bu ay nasıldı biraz ondan konuşayım. 

Aslında Temmuz benim için oldukça zor bir aydı. Yüksek lisansa kaydoldum. Yurda da kayıt oldum. Hani gerçekten evden ayrılacağımı hissedince kafama dank etti.

22 Temmuz 2017 Cumartesi

Mutlu Prens - Oscar Wilde | Kitap Yorumu

'' Sevgili küçük kırlangıç,'' dedi Prens, ''bana akla hayale sığmaz şeyler anlatıyorsun, ama erkeklerle kadınların çektikleri acılardan daha akla hayale sığmaz bir şey yoktur. Yoksulluktan daha büyük bir sır yoktur. ''


Mutlu Prens kısa hikayelerden oluşuyor. Çocuklar için yazılmış hikayeler. (Aslında masal da denilebilir) Çünkü ana fikre baktığınızda insanoğlunun bencilliği gibi konulara değiniyor. Sokakta onca yoksul varken altından şundan bundan heykel yaptıran insanlar, bencillikten gözü kör olmuş kendinden başkasını düşünmeyen, komşusu aç olduğu halde elindekileri ondan esirgeyen insanlar.

6 Temmuz 2017 Perşembe

Çıplak Maymun | Kitap Yorumu

Kitap Homo sapiens'in çıplak bir maymun olduğu üzerine kurulu. Zaten biyoloji bugün böyle kabul ediyor da bunu ortaya atan kişi Morris mi onu bilmiyorum. 


Erkekleri savaşçı kadınları ev işçisi olarak nitelendiriyor. Kadınların aslında buna mecbur kaldıklarına değinmiyor. Bana bu kısımlar pek objektif gelmedi. Erkek güçlüdür bik bik bikten öte gidemedi.

Tüm insanlık türü için sadece Amerikan toplumunu incelemesi bir tuhaf.

Haziran (2017) 'ın Ardından

Merhaba herkese. Bloğumda ufak değişiklikler yaptım. Aslında yüzyıllar öncesine geri döndüm diyebiliriz.


Bloğu biraz sadeleştirmeye karar vermiştim. Aslında bayağıdır düşünüyordum bunu. Kategorileri vs. kaldıracaktım.  Ama sonra temaya da uyuz olmaya başladım :-D Sonuç olarak böyle aşırı sade bir duruma geçtim. Puanlamayı kaldırdım, çünkü içime sinmiyordu.

27 Haziran 2017 Salı

Herkese Selam, Blogger'a Hasret !


Herkese merhaba. Dünyanın en saçma başlığını atmış olabilirim. Fakat aklıma bir anda geldi evreka oldum ve yazdım. Bir ortalıkta görünmeme döneminden daha alnımın akıyla çıkmış bulunuyorum. Bu aralar okuma hevesim pek yok. Yaklaşık üç kitap elimde süründüğü için bitmek de bilmedikleri için öyle duruyorum :-D Elimde sürünen kitapların isimleri de şöyle: Karahindiba Şarabı. Bu bayağıdır sürünüyor. Aslında çok güzel bir çocukluk hikayesi. Yaşlılık, zaman, ölüm, çocukluk gibi hayata dair birçok konuda insanı düşündürüyor. Fakat bayağı yavaş ilerliyor maalesef. Devam etmek istiyorum ama okuma hızımı bitirdi bu kitap. Diğer bir kitap Çıplak Maymun. Bu kitap bayağı akıyor aslında. Ama bunu okurken İlber Ortaylı'nın bir kitabına başladım. Bir yandan insan çıplak bir maymun mudur sorunsalı, bir yandan da Türklerin orta asya'ya gelişi. İkisi bir arada bir tuhaf oluyor açıkçası :-D Okuduğum klasiklerin yorumunu da yazasım pek gelmiyor. Ne bileyim sanattan pek anlamadığım için hep ''ya bir şeyleri kaçırmışsam, aslında şöyle demek istiyorsa'' gibi bir soru işareti oluşuyor kafamda. Tam hakkını veremeyince de yazasım gelmiyor. Öyle işte iki arada bir deredeyim. Tatil dönemiyle birlikte hepinizin bol bol okuduğunu düşünüyorum. Bense bayağı yavaşladım. Görüşmeyeli siz neler yapıyorsunuz, şu sıralar hangi kitabı okuyorsunuz. Benimle paylaşın :-)

29 Mayıs 2017 Pazartesi

Sis ve Öfke Sarayı - Sarah J. Maas | Kitap Yorumu

''Sarah J. Maas’ın “Taht Oyunları”nın yazarı George R. R. Martin’le karşılaştırmasına yol açan “Güller ve Dikenler Sarayı” dizisinin ikinci kitabı Sis ve Öfke Sarayı da yine temposu ve heyecanı hiç düşmeyen bir macera vaat ediyor. Bana bakan yüzü tanıyordum. Yüzünden akan sahteliği, umutsuzluğu, çürümüşlüğü tanıyordum.
Hançeri kaldırırken elim titremedi. Kemikli omzunu sıkıca tutup karşımdaki iğrenç yüze baktım – kendi yüzüme. Ve üvez hançeri tam kalbime sapladım.
Feyre, Amarantha’dan kurtulup Bahar Sarayı’na dönebildi ama bunun bedeli yüksek oldu. Her ne kadar artık Ulu Peri güçlerine sahip olsa da hâlâ bir insanın kalbini taşıyor ve Tamlin’in halkını kurtarmak için yapmak zorunda kaldıklarını unutamıyor. Gece Sarayı’nın Yüce Lordu Rhysand’la yaptığı anlaşmayı da unutmadı. Tüm bunların ortasında Feyre, iktidar çatışmaları ve tutku oyunlarının baş döndürücü hızında yapması gerekeni yapıyor.''



Sis ve Öfke Sarayı Dikenler ve Güller Sarayı'nın ikinci kitabı. İlk kitapta atılan düğümlerin bir kısmı bu kitapta çözülüyor. 

İlk kitaba göre daha yavaş ilerledi. Beklediğim tüm olaylar kitabın sonunda gerçekleşti. Tüm kitap boyunca Feyre ve Rhysand arasındaki ilişkiyi okuduk.

26 Mayıs 2017 Cuma

Eurovision 2017 | Favori Şarkılarım

Eurovision bitti gitti, sevdiğimiz şarkılar yanımıza kar kaldı.

Benim en sevdiğim şarkı İtalya'nın Occidentali's Karma isimli şarkısı. Esprili bir gönderme tarzında, eğlenceli bir şarkıydı. Abimiz de çok sevimli. Birinci olamadı ama, benim gönlümün birincisi :-D Normal şartlar altında indie pop severim zaten.



Diğer bir şarkı Moldova'dan Hey Mamma


İsveç I Can't Go On
Herkes yorumlarda bu adamın medeni halini sormuş :-D

Güney Kıbrıs'tan Gravity

Bulgaristan'dan Beautiful Mess 
Bu çocuk eurovision'un Justin Bieber'ı :-D

Bazen sinirleniyorum kendi kendime. Biz niye eurovision'da yokuz diye. Sonra bakıyorum vikipediye erişim yok ülkede, bize eurovision fazla sanırım. 

Siz eurovisionu izlediniz mi, favori şarkılarınız hangileri ? :-)

25 Mayıs 2017 Perşembe

Beni Seç - Kiera Cass | Kitap Yorumu

'' Bir prens nasıl tavlanır? 

Illéa ülkesinde tüm genç kızlar doğdukları günden beri sınıf atlamanın peşinde. Paha biçilmez mücevherlere, göz alıcı elbiselere ancak bu şekilde sahip olabilecekler. Bunun için tek bir şansları var: SEÇİM. Kıyasıya bir mücadeleyle geçen Seçim'i kazanmanın tek yolu Prens Maxon'ı kendine âşık etmek. 

America içinse Seçim, bir kâbustan farksız. Bu yarışa girmeyi kabul ederse, kendisinden aşağı sınıftan olduğu için herkesten gizlediği aşkı Aspen'i arkasında bırakmak zorunda kalacak. Öte yandan bu, ailesinin tek kurtuluş şansı. America saraya adım atar atmaz, kendini esrarengiz bir dünyanın içinde bulacak. Saray hiç de dışarıdan göründüğü gibi olmayacak. 

35 kızın katıldığı vahşi bir yarış nasıl kazanılır? ''



Beni Seç bir genç yetişkin distopyası. Konusu biraz sıradan geldi. Karakterleri de pek sevmedim. Sadece Aspen'i sevdim. Prens zaten başlı başına (bana göre) çekilmezdi. Kitabın anlatım tarzında eksik bir şeyler vardı, betimlemeler kötüydü. Ortalıkta bir distopya var ama kast sistemi dışında kendini hissettirmiyor. Bunun dışında çok saçma bulduğum bir kısım var. Ne cimri bir prens, kızların ailelerine gönderdiği paradan kesip açları doyuruyor. Tatlım tatlım diye konuşması da cabası. Kadınların bir erkek için çabalaması fikrini de sevmiyorum. 

Birçok kişiye bu kitabın peri masalı gibi göründüğünün farkındayım. Prensle evlenen kız olmak. Kitabın hayran kitlesinin de farkındayım. Ama hepimiz aynı şeyleri seveceğiz diye bir şey yok.

Beni Seç tahmin ettiğim şekilde ilerledi. Kitabın sanırım tek iyi yanı çabuk okunması. İkinci kitap daha akıcıdır muhtemelen.  Yerden yere vurdum ama 2.kitabı okuyabilirim. İyi kafa dağıttırıyor.

Siz bu kitabı okudunuz mu, kitap hakkında ne düşünüyorsunuz ?

20 Mayıs 2017 Cumartesi

Son Zamanlarda İzlediklerim #3

Herkese merhaba artık bu yazı blogun bir rutini oldu. Benim hoşuma gidiyor, kısa kısa izlediklerimden bahsetmek. Çünkü bir filmi detaylı anlatacak kadar vakte her zaman sahip olamıyorum. Ve film eleştirmeni gibi de hissetmiyorum kendimi, tüm metaforları fark edecek kadar dikkatli izlemiyorum. Her neyse umarım siz de bu yazı dizisini severek okuyorsunuzdur. Gelelim izlediklerime:

Beauty and the Beast


Konusu neredeyse hepinizin bildiği üzere lanetlenerek canavara dönüşen bir prensin Belle sayesinde lanetten kurtulması. Spoiler (ipucu) mı verdim, yok canım spoiler falan. Bu kadar popüler konunun spoilerı olmaz bence. Belle'ı aslında karakter olarak seviyorum, kitapları çok sevmesi falan hoşuma gidiyor. Sanırım Emma Watson'ı bu aralar samimi bulmuyorum. Filme gelirsek müzikal olması benim için artı bir özellikti. Konudan mı, oyunculardan mı bilmem. İzlerken çok sıkıldım, ileri sara sara izledim. Belki de konuyu bildiğim içindir. Bir de zorunluluktan doğan aşkları sevmemem de etken olabilir. Sonuç olarak filmin çok seveni var, belki siz de onlardan birisiniz. O yüzden izleyip karar verin.

The Circle

Filmin konusu: Mae dünyanın en büyük teknoloji şirketinde iş bulur. Şirkette azmi ve başarısı ile hızla kariyer basamaklarını atlayan Mae, patronu Bailey tarafından kendini halka açmaya teşvik edilir. Yani her dakika sosyal medyada takipçileriyle yaptıklarını paylaşmaya. Örn; günaydın herkese, henüz uyandım ve tuvalete gidiyorum. İşte şu an metro çok kalabalık, evet biri koluyla kafamı yardı, şimdiyse hastanedeyim gibi gibi ( devam ederdim de sıkıntıdan ölmeyin diye bıraktım). Bunları zaten biz bugün check in denen şeyle, swarmla, instagram ile yapıyoruz. Bir nevi yazarın hayali gerçek olmuş. 

Film çıkmadan önce kitabı (Çember) Türkçe'ye çevrilmişti. Maddi olarak sıkışık olduğumdan çok tereddüt etmiştim. Alsam mı, almaya değer mi falan fişman. Neyse sonuçta kitabı okumadan filmi izledim. Ve tek bir kitap var anladığım kadarıyla, devamı falan yok (yanlışsam düzeltin). Film öyle bir yerde bitti ki. Sanki devamı gelecekmiş gibi. 

Film içime sinmedi. Yani Mae onaylamadığı şeyleri kendi yapmaya başladı. Film aslında bir noktaya dikkat çekmeye çalışıyor. Ama bunu sıradan bir şekilde yapıyor. Çarpıcı bir şekilde değil. Mesela bu filmden çok çarpıcı bir son beklerdim. Dikkat spoiler başlangıcı -- Mae arkadaşının başına gelen olaydan sonra hiçbir şey olmamış gibi tekrar o şirkete geri döndü. Bu saçmalığın insanların özel alanlarına saygısızlık olduğunu düşünmedi. --Spoiler Sonu--
Ben insanların açık ve net olmak uğruna özel hayatlarına bu şekilde karışılmasını istemezdim. Bir de bunun etik adı altında gerçekleştirilmesi oldukça ilginç. Filmin sonu da bana bu açıklığın film tarafından gerçekten teşvik edildiğini gösterdi. Sonuçta ilgi çekici ve çarpıcı olabilecek bir konu bana göre ziyan edilmiş.

Good Will Hunting

Bu film Sonsuzluk Teorisi'nin hollywoodvari bir versiyonu. Will Hunting matematik konusunda sivri bir zekaya sahiptir. Fakat eğitim almamıştır ve yetimdir. Bir suçtan dolayı da yargılanmaktadır. Bir gün temizlikçi olarak çalıştığı üniversitedeki bir matematik profesörü panoya bir problem asar. Will'in problemi çözdüğünü gören profesör onun peşini bırakmaz. Ondaki cevheri dışarı çıkarıp, onun hayatta daha iyi (profesörlük temizlikçi olmaktan daha iyi bir iş midir?) bir işe girmesi için çabalar. Fakat Will'in gerçekten istediği şey bu değildir. Robin Williams'ın canlandırdığı psikiyatrist Will'in gerçek isteğini fark etmesini sağlar. Genel olarak sevdiğim bir filmdi. Evet insanlar istediği şey olmalı, bence de bu böyle. Ama bir insanın kendi yeteneklerini bu denli yok sayması bana göre teşvik edilecek bir şey değil. Bu filmin bunu teşvik ettiğini düşünüyorum. 

The Space Between Us

Bu film için çok şirin bir Marslı hikayesi diyebilirim. Başroldeki kız ve oğlanın arasındaki uyum çok hoştu. Tam bir gençlik filmiydi. Pazar günü izlemelik film arayanlara tavsiyem olsun.


Hababam Sınıfı Tatilde

Benim en sevdiğim Hababam Sınıfı filmi. Şunu da buraya bırakayım. Ağladığın duyulmasın, aldırma gönül aldırma diyelim.



Güçsüz Düşmezsen Hayat Güzeldir - Seth

Güçsüz Düşmezsen Hayat Güzeldir, modern yaşamın getirdiklerini reddederek geçmiş bir zamana özlem duyan bir çizerin (Seth'in), Kalo isminde bir çizerin yaşamını araştırmasını konu alıyor. Seth bir yandan hayat hakkında düşünüyor, bir yandan Kalo hakkında dişe dokunur bir şeyler bulmaya çabalıyor. Çünkü Kalo'nun çizimlerini çok beğeniyor.



Güçsüz Düşmezsen Hayat Güzeldir elime aldığım ilk grafik roman. Yani daha önce grafik roman okudum fakat satın almamıştım. Grafik roman ve çizgi romanın farklarını anlatmama gerek yok sanırım. Yine de çok kısa bahsedeyim. Grafik roman daha gerçekçi konulardan bahseder. Mesela hayattan. Kahramanların daha ciddi sorunları olur. Tabii ki Wonder Woman'ın dünyayı kurtarması da ciddi bir durumdur ama grafik romandaki kahramanların süper güçleri genellikle yoktur. Fakat Batman'in de grafik romanı var. Eee fark ne ? derseniz. Çizgi roman yirmi küsür sayfalık sayılardan oluşuyor, grafik roman iki yüz küsür sayfadan. Grafik roman daha çok yetişkinlere hitap eder, çizgi romana göre daha karmaşık bir kurgusu vardır. 

Güçsüz Düşmezsen Hayat Güzeldir Seth'in içedönük sorgulamalarıyla, kimsenin düşünmediği, düşünmek istemeyeceği şeyleri düşünmesiyle, kahramanın kendini acımasızca eleştirmesiyle benim gönlümü çaldı. Sadece romanın sonu havada kalmış. Daha net bir şekilde bitebilirdi. Ya da zaman ileri sarılıp Seth'i farklı bir şekilde görebilirdik. Öyle olsaydı daha çok içime sinerdi.

12 Mayıs 2017 Cuma

Dikenler ve Güller Sarayı - Sarah J. Maas | Kitap Yorumu

'' Kış çok ağır geçiyor. Feyre ailesini beslemek zorunda…

Bir gün, avlanırken av olmamak için öldürdüğü kurdun intikamını almaya gelen bir canavar çalıyor kapısını. Ama Feyre'yi almaya gelen canavar bir hayvan değil, Tamlin...

Bir zamanlar dünyayı yöneten ölümcül, ölümsüz perilerden biri.

Feyre'nin, hayatı boyunca dehşet dolu hikâyelerini dinlediği perilerin diyarında yasamaya başlamasıyla dünyası altüst oluyor. Kendini bildi bileli hissettiği şiddetli düşmanlık bu güzel ama tehlikeli ülkede bambaşka bir boyut kazanıyor. Feyre'nin çok önemli bir görevi var: 
Ülkenin üstüne gittikçe çöken eski, karanlık gölgenin onu yok etmesini önlemek. ''





Dikenler ve Güller Sarayı tesadüfen okumaya başladığım bir kitap. Hatırlarsanız Devrimin Kızı'ndan sonra bir süre genç yetişkin türüne bulaşmamaya kararlıydım.  O süreyi doldurmuşum demek ki neyse :-) Kitap biraz fantastik, biraz romantik. Güzel ve Çirkin'den esinlenilmiş. Ama Tamlin canavar değil, peri. Yine de üzerinde bir lanet var. 

Feyre'nin karakteri de Katniss'den esinlenilmiş bence. Fakat o kadar güçlü bir kız değil. Feyre ailesine Katniss kadar bağlı değil, öyle gibi görünüyor ama. Feyre ablalarını da pek sevmiyor bence. Ailenin yükünü üstlenmekten memnun değil, bir de kitabın başlarında babasından veya kardeşlerinden bahsediş şekli ailesini seven biri gibi değildi.

Uzun süredir bir kitabı bu kadar heyecanla okumamıştım. Bayağı akıcı bir kitap. Tabii ki eksileri de var. Hemen onlara geleyim. Birincisi ben Güzel ve Çirkin masalını sevmeyen biriyim. Hani Emma Watson film için demişti ya Güzel ve Çirkin'in feminist bir uyarlaması, bu yüzden oynamak istedim. İşte ben öyle bulmadım. Şöyle söyleyeyim bir kadının zorla alıkoyulması, bunun üzerinden bir aşk hikayesi oluşturulması beni çok rahatsız ediyor. Bu kitapta da aynısı oluyor. Tamlin Feyre'yi alıp götürüyor, sonra bundan bir aşk doğuyor. Kırdığım iki puanın birini buradan kırdım, söyleyeyim. Yani kitabın alt metnindeki hoşlanmadığım şeylerden. Diğer bir şey de kitabın sonlarındaki Rhysand'la olan kısımlar. O kısımlar çok gereksizdi bence. Kitabı okuyanlar bu kısmı seçerek okuyabilir, beyazla yazdım. Kucak dansı falan muhabbeti, Feyre'yi kendine köle yapmasından bahsediyorum. Çok gereksizdi ya, bir de Feyre'yi zorla öpmesi. İkinci kitapta aralarında bir şeyler olacağı kesin.


Diğer bir puanı da  yaklaşık ilk 200 sayfada ''aha şimdi şöyle olacak'' diye tahmin edebildiğim için kırdım. Hakkını vereyim, son kısımlarda aksiyon patlaması vardı.  Ben hep Lucien'i shipledim. Bana samimi geldi, iğneleyici bir arkadaştı ama.


Neyse  Feyre ve Lucien imkansız görünüyor. En azından ufukta başka biri var diyelim. Tabii ki Rhysand var -çok eminim smiley-ı.

Bunun dışında karakterlerin kusursuz olmamaları iyiydi. Tamamen iyi ya da tamamen kötü denebilecek bir anakarakter yoktu (Sadece dört karakterden bahsediyorum, tabii ki kötü olan karakterler vardı). Dediğim gibi kitabın hoşlanmadığım kısımları çok ama kitapta merak uyandıran heyecanlı bir şeyler var. Muhtemelen ikinci kitabı okuyacağım gibi görünüyor.

8 Mayıs 2017 Pazartesi

Ermişin Bahçesi - Halil Cibran | Kitap Yorumu

Ermişin Bahçesi Orphalese kentinten ayrılarak denize açılan El Mustafa'nın Orphalese'ye geri dönmesiyle başlıyor. Ailesini kaybetmiş olduğunu öğrenen El Mustafa bir müddet de inzivaya çekiliyor. El Mustafa yine insanlara tecrübelerini aktarıyor. Onlara zamandan, yalnızlıktan ve doğadan söz ediyor.



Kitap Ermiş'in devamı niteliğinde. Halil Cibran'ı Meczup kitabıyla sevmeye başlamıştım. Onun kitaplarını okuduğum  zaman hayata mola vermişim de yavaş yavaş başka bir yolda ilerlemeye başlamışım gibi hissediyorum. Bu kitapta da yine bu duyguya kapıldım. Onun doğaya karşı tavrı da çok hoşuma gidiyor. Ve bir insanın hayatı böylesine çözmüş olması..Tabii ki kitaptaki karakter peygamber gibi biri ama içinde Halil Cibran'dan parçalar olduğu ortada. Eğer Ermiş'i okuduysanız Ermişin Bahçesi'ni de okuyun derim. Onun dışında kitaplar seri kitap gibi değil tabii ki. Direkt Ermiş'in Bahçesi de okunabilir. Bence Halil Cibran'la tanışmadan ölmeyin. 

Alıntılar:
''Çoğu zaman geceyi bir dinlenme vakti olarak düşünür ve anlatırsınız, oysa gerçekte gece bir arayış ve buluş vaktidir.''
''Gidiyorum, ama henüz dile gelmemiş bir hakikati bırakıyorsam, bu hakikat beni arayıp bulacak ve ben bir kez daha, geri döneceğim.''
''Ama bugün olmak, meczuba yabancı olmadan akıllı olmaktır; zayıfın yıkımına sebep olmadan güçlü olmaktır; küçük çocuklarla oynamaktır, ama bir baba gibi değil, onların oyunlarına katılmak isteyen bir arkadaş gibi.''
''Dostlarım, denizcilerim yalnız çıplak olan yaşar güneşte. Yalnız dümeni olmayan açılabilir engin denize. Yalnız geceyle kararıp şafakla uyanan ve yalnız kar altında köklerle birlikte uyuyan ilkbahara ulaşacaktır.''

6 Mayıs 2017 Cumartesi

Son Zamanlarda İzlediklerim #2

Girlboss: 


Beş kuruşu olmayan 23 yaşında bir kadının ebay'de ceket satmakla başlayan hikayesini anlatıyor. Dizi aslında Girlboss kitabının yazarı Sophia Amoruso'nun hayatını anlatıyor. Sophia'nın ebay'de başlayan vintage kıyafet satma macerası Nasty Gal adlı bir markaya dönüşüyor. Türü komedi olarak geçse de öyle çok kahkaha attıran bir dizi değil. İzlediğim süre zarfında iyi vakit geçirdim. Çok yormayan bir dizi. 

 Genius: 

Genius ilk sezonunda Albert Einstein'ın hayatını anlatıyor. Aslında Einstein'ı kişisel olarak çok sevmiyorum, yaşasaydı bu durumun umurunda olacağını da sanmıyorum. Dizi daha çok özel hayata odaklandığı için benim tam olarak beklentimi karşılamadı. Ben bilimsel kısmıyla daha çok ilgilenirdim. Fakat yine de sevdiğim bir dizi oldu. Daha önce Einstein'ın özel hayatını böylesine detaylı anlatan bir yapım olduğunu sanmıyorum. Her sezon bir bilim insanı veya mucidin hayatını anlatacak olan diziyle ilgili geniş yorumum şurada

Turkey with Simon Reeve:

Çok tartışmalı bir belgesel. Aslında bununla ilgili uzun bir yazı yazacaktım ama çok politik bir yapım olduğu için blogumun bu şekilde öne çıkmasını istemedim. Sosyal medyada karşımıza çıkan ağaoğlu'nun ''onları kullananlar benim malım'' şeklindeki cümlesi bu belgeselde geçiyor. Türkiye'de görmediğim ve görme imkanımın muhtemelen olmayacağı içinde Venedikvari gondollar olan otel bu belgeselde. Suriyeliler, Kürtler, Lazlar Türkiye'deki her türlü etnik köken bu belgeselde. Şöyle bi'şey var ki biz içinde yaşarken tam olarak Türkiye'nin duruşunun, yaptıklarının, burada gerçekleşen olayların dışarıdan nasıl göründüğünün pek farkında değiliz. Simon bunu görmemizi sağlıyor. Belgeseli çok sevmedim, ama izlediğime pişman değilim. Belgeseli taraflı buldum. Simon başka taraftan biri. Yani demek istediğim o Batılı gözlüğünü çıkarmadan bir Türkiye belgeseli yapmış.

The Man Who Knew Infinity: 

Bu film hakkında bir türlü yazamadım. En azından bu yazıda konuşayım. Film Hindistan'da yoksulluk içinde yaşayan Ramanujan'ın hayatını anlatıyor. Ramanujan bir katiplik işi buluyor, bir yandan matematiksel aydınlanmalarını yaşıyor. Sürekli aklına formüller, denklemler geliyor. Bunu fark eden bir arkadaşı ünlü proflara mektup yazması için Ramanujan'a yardım ediyor. Ve bir gün Ramanujan ünlü matematik profesörü Hardy tarafından Cambridge'e davet ediliyor. İşte bu noktadan sonra Ramanujan'ın farklı bir kültüre adapte olma sürecini(ya da olamamasını), Hardy'nin onayını alma çabasını izliyoruz. Onay almaktan kastım şu, Ramanujan yeterli eğitimi almadığı için yaptığı araştırmalarını, buluşlarını nasıl açıklayacağını bilmiyor. Yani makale (paper) denilen şeyi yazamıyor, yazmak istemiyor ve gereksiz görüyor. Ben biliyorum diyor, ama nasıl bildiğini açıklayamıyor. Bu nedenle Ramanujan'ın 'bilim'ini üniversitedeki profların kabul etmesi çok zor oluyor. Filmin türü biyografi, dram. Dramı da dibine kadar hissettim. Beni çok etkiledi film, belki de Ramanujan gibi yok sayılmayı yakın zamanda iki defa tecrübelediğim içindir. 

5 Mayıs 2017 Cuma

Uyku - Haruki Murakami | Kitap Yorumu

Uyku gördüğü kötü bir rüya sonrası uyuyamamaya başlayan bir kadının öyküsünü anlatıyor. Bu isimsiz kadının uyku sorunu ya da aydınlanmasıyla birlikte hayatında büyük bir boşluk açılıyor. Kahramanımız da uykuya hiç ihtiyaç duymadan tüm gece kitap okuyor.


Kitapta şunu fark ettim. Kahramanımız sorumluluklarını yerine getirdiği sürece kimse onun gece ne yaptığını ya da iyi olup olmadığını umursamıyor. Kocası ve çocuğu onun yaşadıklarının farkında bile değil. Öyle ki geceleri arabayla dışarı çıktığını dahi fark etmiyorlar. Kahramanımız bir süre sonra gece kendine ayırdığı o vakitler için yaşamaya başlıyor. Tüm gün ev işleri, yemek ve temizliği hallederken aklında hep o okuma zamanları var. 

Aslında ben bu kitabı bir kadının tekrardan gerçek benliğini bulması olarak gördüm. Evlenince kendi hobilerine vakit ayıramayan bir kadının, uzun zaman sonra bolca boş vakit elde ederek sevdiği şeyleri yeniden yapmaya başlaması.

Kitabın sonuna sinir oldum. Gerçekten bu kitap ya da hiçbir kitap böyle bitmemeli. İlk Murakami okumamdı. Yani yazarın tarzı ve kitaplarının sonları hakkındaki tek tecrübem Uyku kitabı. Bunun dışında Anna Karenina spoilerı yedim. Bu da yazarın bana tüm klasikleri okumadan gelme, deme şekli olabilir. Ya da yazar bundan zevk alıyordur belki. Ben de diziler hakkında spoiler (ipucu) vermeyi çok severim o yüzden bu durumu anlayabilirim. Yine de okuduğum anda eyvah dedim ne oluyoruz? Kitabın okurları genelde uçlarda. Ya çok sevmişler ya da nefret etmişler. Ben yine arabulucu okur profili çiziyorum.


Alıntılar:
Kimseyle oyalanmak istemiyordum. Boş gevezeliklere harcayacak zamanım yoktu. Yüzebildiğim kadar yüzünce bir dakika bile vakit kaybetmeden eve dönüp kitap okumak istiyordum.
Eğer bu şekilde ölüp gidersem, benim yaşamımın anlamı ne olacak, diye düşündüm.Oysa ben, dedim içimden, hem gece, hem gündüz çalışabilirim. Ne de olsa benim uyumaya ihtiyacım yok. 
Gece boyunca zifiri karanlığın içinde gözlerim açık öylece duruyordum. Neredeyse hiçbir şey düşünemiyordum. Saatin zamanı dilimleyen sesini dinliyor, gecenin karanlığının önce yavaş yavaş derinleşmesini, sonra yeniden seyrelmesini izliyordum.
Hiç kimse bendeki değişikliğin farkında değildi. Benim hiç uyuyamadığımın, durmaksızın kitap okuduğumun, aklımın gerçeklikten yüzlerce yıl, on binlerce kilometre uzakta bir yerde olduğunun hiç kimse farkına varmadı.
Oysa ben, dedim içimden, hem gece, hem gündüz çalışabilirim. Ne de olsa benim uyumaya ihtiyacım yok.

2 Mayıs 2017 Salı

Kum ve Köpük - Halil Cibran | Kitap Yorumu

Kum ve Köpük Halil Cibran'dan okuduğum üçüncü kitap. Aforizmalar içeriyor. Yani belli konular hakkında kısa ve özlü sözler içeriyor diyebilirim. İçlerinde çok anlamlı bulduklarım da vardı, sıradan bulduklarım da. Ben Kum ve Köpük'ü okuduğum diğer Halil Cibran kitapları ile karşılaştıracağım, ki okurken de bunu kafamda gerçekleştirdim.


Ermiş'e benzer yönü öğüt verici cümleleri idi. Meczup ve Ermiş'te çoğunlukla hikayeler vardı. Kum ve Köpük'se tamamen aforizmalardan oluşuyor. 

Yavaş yavaş Halil Cibran'ın tarzını anlamaya başladım. Onun metafizik tarzı yorumlarının doğayı yüceltmek üzere yapılan yorumlar olduğunu düşünüyorum. Kum ve Köpük okudukları üzerine düşünmeyi sevenlerin hoşlanacağı bir kitap.

Alıntılar:

''Beni aldattıklarını bilmediğimi düşünmelerine gülmek için çoğu kez insanların beni kandırıp oyuna getirmelerini arzu ediyor olmam tuhaf, değil mi?''

''Ağaçlar, toprağın göğe yazdığı şiirlerdir. Bizse onları kesiyor, hiçliğimizi ve ahmaklığımızı kaydetmek için kağıt yapıyoruz.''

''Ben hakikati bilmiyorum. Ama cehaletimin önünde tevazuyla eğiliyorum. Övüncüm de bundadır, kazancım da.''

''Unutkanlık bir tür özgürlüktür.''

1 Mayıs 2017 Pazartesi

Nisan (2017) 'ın Ardından

Herkese kocaman merhaba. Bir ayı daha geride bıraktık. Zaman çok çabuk geçiyor muhabbetini yapmak istemezdim ama gerçekten öyle. Bildiğiniz gibi bu ay okuduğum kitaplardan bahsedeceğim.


Ama ondan önce bu ay benim için nasıldı, ondan bahsedeceğim. Nisan'da yds vardı. Normalde aldığım puandan daha düşük aldım. Aslında çizgi roman, ingilizce kitap okuma gibi çabalar göstermiştim. Ama sınavda bir sorun yaşadım. Biraz benden, biraz sınav görevlisinden kaynaklı. Sürekli etrafta yürüdüğü için odaklanamadım. Onun yürümesine kafayı taktım sanırım. Demek ki böyle olacağı varmış. Neyse bu ay da böyle geçti işte. Gelelim okuduğum kitaplara. Bu sefer liste şeklinde paylaşacağım. Bir çoğunun blogda yazısı vardır zaten. Küçük bir arama ile bulabilirsiniz.

Kitaplar:
Van Gogh - Betül Kadıoğlu
Olağanüstü Bir Gece - Stefan Zweig
Robinson Crusoe - Daniel Defoe
Sivrisinek Şehirde - Erlom Akhvlediani
Ermiş - Halil Cibran
Paper Girls #13
Uyku - Haruki Murakami
Atuan Mezarları (Yerdeniz, #2)
Gurur ve Önyargı
Meczup - Halil Cibran
Cimri - Moliere
George Dandin - Moliere
Başkasının Karısı - Dostoyevski
Grapon Kağıtları - Didem Madak
Ah'lar Ağacı - Didem Madak
Oda Müziği - James Joyce
Kum ve Köpük - Halil Cibran
Boris Godunov - Puşkin
Yanlışlıklar Komedyası - Shakespeare

Filmler:
Sonsuzluk Teorisi: Bu filmi ne yapın  ne edin izleyin. İmkansızlıklara rağmen çabalayan bir matematikçinin öyküsü. Uzun uzun anlatmak isterdim, başka bir yazı hazırlayabilirim.
Gün Batmadan: Pek sevmedim. İlk filme göre vasat buldum.
Kolonya Cumhuriyeti: Bu filme annemin gönlünü yapmak için gitmiştim. Ama gittiğime bin pişman oldum. Ülkenin komedi anlayışı ne zaman küfürden bir tık öteye taşınacak merakla bekliyorum.
Kocan Kadar Konuş Diriliş: İşte bu da anlamsızca izlediğim bir filmdi. Bana hiç bir şey katmadı, hiç bir şey de almadı. Çünkü bir yandan başka bir işle meşguldüm.



29 Nisan 2017 Cumartesi

Genius : 1.Sezon 1.Bölüm Dizi İnceleme

Genius National Geographic kanalının yeni dizisi. Her sezonda bir bilim insanının hayatını anlatmayı amaçlayan dizi, ilk sezonda Einstein'ın hayatını konu alıyor. 


Genius biraz belgesel, biraz biyografi tarzında ilerleyen bir dizi. Einstein: Yaşamı ve Evreni adlı kitaptan uyarlanan dizide aynı bölüm içerisinde Einstein'ın gençlik ve yaşlılık dönemlerine tanık oluyoruz. Bu da daha çok Einstein'ın düşünme süreçleri ile gerçekleşiyor. Einstein'ın hayatının 10 bölüm sürmesi bekleniyor.

Birinci bölüm daha çok tanışma bölümü gibi. Einstein'ın babasıyla çalkantılı ilişkisini izliyoruz. Bunun yanı sıra Almanya'daki kargaşa da göze çarpıyor. Adolf Hitler'in yükselmesinin imkansız görülmesine rağmen yavaş yavaş Nazi tohumlarının atıldığı bir dönem olduğunu görüyoruz. Hatta Einstein ve Fritz arasında bununla ilgili bir sohbet geçiyor. Fritz Hitler'in ağız kalabalığı yapan, 60 milyonluk bir ülkede bir avuç destekçisi olan biri olduğunu düşünüyor. Fakat bölümün sonuna doğru öngörülerinin yanlış olduğunu görüyoruz.

Bunun dışında Einstein'ın kadınlarla olan ilişkileri de gözden kaçmıyor. Evlilik ve ilişkilere bakış tarzı toplumun bakış açısından farklı. Genius dizisinde benim en çok gözüme çarpan ise ezberci eğitim sistemi. 

Genius dizisinin soundtrack'ı Hans Zimmer imzalı. Yönetmeni ise Akıl Oyunları filminin yönetmeni Ron Howard.


Genius dizisinden bir alıntıyla yazımı sonlandırıyorum. ''Gençliği yozlaştırmanın en mutlak yolu farklı düşünene değil, benzer düşünenlere itibar göstermekten geçer.''


Ah'lar Ağacı & Grapon Kağıtları

Didem Madak yeni tanıştığım bir şair. Aslında sürekli karşıma çıkan ama okumayı erteleyip durduğum biri.  Şiir kitapları hakkında uzun uzun yorum yapmayı sevmiyorum.

Kısaca anlatmam gerekirse Didem Madak'ın kelime oyunlarını sevdim. Kimi zaman daldan dala atlayan, muhabbet kuşları içeren şiirlerini sevdim. Grapon Kağıtları'nı Ah'lar Ağacı'na göre daha çok sevdim sanki. Kitaplardan beğendiğim kısımları burada saklamak istiyorum.

Grapon Kağıtları:

Şimdi mutluyum 
Geçmişini mi yok ettin kızım diye soran 
Bir babadan kurtuluşumu kutluyorum 
Babama söyle, o gelmesin maviş anne
~~~~~~~~
İnanın kendimin
"Yokluğunda çok kitap okudum"
~~~~~~~~
Ne tezatlı bir şey, ne tuhaf 
Ne tuhaf acıyla hiç konuşamamak.
~~~~~~~~
Sokakta kuş ölüsü bulmuş çocuk gibi ağladım.
~~~~~~~~
Protez bacaklar taktılar ruhuma ince ve beyaz 
Gıcırdaya gıcırdaya dolaştım şehri. 
Protez bacaklarıma bile ıslık çaldılar
~~~~~~~~
Annem öldüğünde ay dede içimde 
Yüzlük bir ampul gibi parçalandı.

Ah'lar Ağacı

Kaybolmak istemiştim bir zamanlar 
Kapının arkasında yokum demiştim 
Ve divanın altında da. 
Bulamazsınız ki artık beni, 
hayatın ortasında.
~~~~~~~~
Güzin Ablası kitaplar olan bir kızdım.
İçim sıkılmasa o kadar,
Tek bir satır bile okumazdım
~~~~~~~~
Vasiyetimdir:
En güçlülerinden seçilsin
Beni taşıyacak olanlar. 
Ahtım olsun, 
Yükleri ağırlaşsın diye iyice, 
Tabutumun içinde tepineceğim.
~~~~~~~~
Ya siz, 
Nasıl bilirdiniz çocukluğunuzu ey cemaat?
Nasıldı 
Öldürdüğünüz birinin cenaze namazını kılmak?
~~~~~~~~
Bak, ömrüm eriyor işte 
Çocukluk fotoğrafımdaki kardanadam gibi yanı başımda
~~~~~~~~
Muhabbet kuşumuz öldü 
Arkasında uçuşan tüyleriyle mavi bir sonbahar bırakarak 
Biliyorsun ölüm, mavi boş bir kafestir kimi zaman
Acıyı hangi dile tercüme etsek şimdi yalan olur Pollyanna
~~~~~~~~
Tam on gün oldu, 
Gamzelerinden su içmiyor kuşlar.
Kardeşim, biriciğim 
Hadi çık o karanlık odadan.
~~~~~~~~
Camdan pabuçlarım kırık 
Prens de bulamaz beni artık.
Hayata söyleyin bundan sonra gitsin 
Anlamını masallarda arasın

28 Nisan 2017 Cuma

Satranç - Stefan Zweig | Kitap Yorumu

Tesadüfen eline geçen bir kitapla satrancı öğrenen, satranca tutku ile bağlanan ve bu tutkusu yüzünden beyin hummasına yakalanan Dr. B.'nin hikayesini anlatıyor Satranç. Kitapta iki kişinin mücadelesini görüyoruz. Bir tarafta satrançtan başka bir şey bilmeyen Czentovic, diğer tarafta satrançla tesadüf sonucu karşılaşana kadar satranç hakkında hiçbir şey bilmeyen Dr. B.


Tabii ki kitapta Zweig tarzı psikolojik tahliller var. Diğer kitaplarından farklı olarak bu kitap direkt psikolojik bir durum hakkında. Satranç'ı büyük bir heyecanla okudum. Bunda satranç oynamayı sevmemin ve psikolojik durumlardan etkilenmemin etkisi büyük. Bazı kitapları benimseyip bağrımıza basarız ya, bu kitap da benim için öyle. Zweig kitapları içerisinde en sevdiğim. 

Kısa ama dolu dolu bir hikaye okumak isteyenlere tavsiye ederim. Ayrıca kitabın verdiği heyecanla kolay okunabilir olduğunu düşünüyorum. Uzun süre bir kitaba bağlı kalamayan bir kaç kişiye tavsiye ettiğimde memnun kaldıklarını gördüm.


Alıntılar:

"Ruhsal bir hastalık geçiren herkes hep tehlike altındadır. "
''Satrancın çekiciliği tek bir şeyden kaynaklanır; stratejinin farklı beyinlerde farklı biçimlerde gelişmesinden.''
"Yeryüzünde beni sorgulamayan, bana işkence yapmayan bir insan var mıydı gerçekten?" 
"Ama en kötüsü sorgulama değildi. En kötüsü, sorgulamadan sonra hiçliğime geri dönmekti; aynı masanın, aynı yatağın, aynı leğenin, aynı duvar kağıdının olduğu aynı odaya." 
'' Muhtemelen kitabı hemen elime alıp okuduğumu düşüneceksiniz. Kesinlikle hayır! Önce bir kitabım olmasının sevincini yaşamak istiyordum.''
''Bize hiçbir şey yapmadılar. Bizi tamamen hakim olan bir hiçliğe bıraktılar, çünkü bilindiği gibi yeryüzünde hiçbir şey bir insana hiçlik kadar baskı yapamaz.''

24 Nisan 2017 Pazartesi

Ortaya Konuşuyorum

İllustratör-Thomke Meyer

Bu yazıda bir kitaptan, filmden ya da entelektüel bir hobiden bahsetmeyeceğim. Tamamen iç sıkıntısı. Blogum kişisel blog çizgisinde değil belki, ama bu blogun ardında bir android yok. Yani evet bazen android veya bir robot gibi hissiz davranabiliyorum. Veya duygularımı saklamak konusunda o levelda bir başarım var. Her ayın belli dönemlerinde zaten duygusallaşıyorum. Bu kadarcık duygusallaşmak bile bana ağır geliyor gerçi. Bilimsel bir eğitimden geçmek belki beni bu hale getirdi. Belki de duygusal olmanın acı veren bir şey olduğuna karar verdim. Ya da bir kadının duygusal olma zorunluluğundan bıkmışımdır belki. Ne kadar belirsiz konuşuyorsun diyorlar. Çevremdekiler hep böyle söylüyorlar. Tam olarak anlayamıyoruz, ne diyorsun diyorlar. Ben kitapları puanlamaktan nefret ederdim. Hala da tam alışamadım. Neden puanlamaya başladım ki? Sanırım şeydi evet, sürekli şöyle diyorlardı. Kitabı sevip sevmediğini anlamadık? Eh ne önemi var ki sanki. Herkes kendi deneyimini yaşar. Herkesin okuduklarından anladığı şeyler bile kendi düşünce, bilgi, birikim ve duygularına göre değişir. Her neyse insanlar pratik olmayı seviyorlar. Upuzun bir yazıyı okumak yerine tak puana bakıyorlar. Bu blog açılış amacından biraz saptı. Ben aslında her şey hakkında konuşmak istiyordum. Kitap blogu oldum resmen. Üstteki türleri falan kaldırırım belki, kategorileri. Belki de kaldırmam. Çünkü belli bir alanım var ve onun dışına çıktığımda rahatsızlık hissediyorum. Geçen birinin bloguna denk geldim. Ölmüş birinin. Oturdum, düşündüm. Hiç tanımadığım biri için üzüldüm. Öleceğimizi bile bile çabalamak hala bana tuhaf geliyor. 


George Dandin veya Bir Koca Nasıl Rezil Edilir?

Kitap karısı tarafından aldatılan George Dandin'in bu durumu ispatlama çabasını anlatıyor. George Dandin karısının kendisini aldattığını fark etmiş, bu durumu karısıyla paylaşmış fakat karısı gencim güzelim herkesi üzerim diyerek aşığıyla ilişkisine devam etmiştir. George Dandin'in tek çaresi karısının kendini aldattığını kayınpederi ve kayınvalidesine ispatlamaktır. Çünkü karısı anne ve babasının gözüne girmeye çok önem vermektedir.



Kitap bir yandan kadın-erkek ve aile ilişkilerine değiniyor, bir yandan sosyal statü farklılıklarını göz önüne seriyor. George Dandin ve karısı farklı sosyal sınıflardan. Kayınvalide ve kayınpederi dahil kimse sosyal statü nedeniyle George Dandin'i pek umursamıyor.

Kitap komikti. Moliere'ın kendine özgü eğlenceli ve trajikomik anlatımı beni kitaba bağladı. Tiyatro okumaya bir yerden başlamak isteyenler Moliere'ın kitaplarına yönelebilir.

23 Nisan 2017 Pazar

Cimri - Molière | Kitap Yorumu

Cimri zengin fakat cimri bir adamın hikayesini anlatıyor. Hikayesini anlatıyor dediğime bakmayın. Cimri bir tiyatro oyunu. Moliere'nin Hastalık Hastası ve Kibarlık Budalası ile birlikte en popüler oyunlarından biri. Babamız zengindir fakat cimriliği yüzünden etrafındakilere kan kusturmaktadır. Hiçbir şey olmazken bile altınlarının çalınacağını düşünmektedir. Bu tavırlarıyla kızı ve oğluna hayatın zehir etmekte, varlık içinde yokluk yaşatmaktadır.


Cimri çok eğlenceli bir kitaptı. Okurken çokça güldüm. Eminim oyununu izlemek de büyük bir keyiftir. Tiyatro metni okumaktan çekinenler, klasik okumaktan korkanlar, Shakespeare okumaktan çekinenler siz en iyisi Cimri ile başlayın. 

22 Nisan 2017 Cumartesi

Boris Godunov | Kitap Yorumu

Kitap Rus çarı olarak hüküm süren Boris Godunov'un çarlığa gelişi ve sonrasını anlatmaktadır. Boris Godunov, veliaht Dimitri’nin ölümüyle tahta geçer. Halk, Dimitri'nin ölümünün arkasında Boris'in olduğunu düşünmektedir. İktidarın gücünü kullanmaktan geri kalmayan Godunov istediği gibi borusunu öttürmektedir. Bir papaz, Dimitri olduğunu iddia ederek halkı kışkırtır.


Okurken sürekli şunu düşündüm. Halk yönetilmeye kadar meraklı ki, sürekli bir liderin peşinde koşma çabasında. Kitleleri galeyana getirmek de çok kolay. Fazla söze gerek yok, klasiklerden biri.


Alıntılar:
''Bilim, hızla gelip geçen
 Hayatın tecrübelerini
 Kısa zamanda kazanmamıza yarar.''

Meczup - Halil Cibran | Kitap Yorumu

'' Halil Cibran, gençlik döneminin ürünü ve sonraki yapıtlarının habercisi olan Meczup'ta, toplum önünde büründüğü maskelerden kurtulup gerçek benliğini kucaklamayı başaran insanoğlunu anlatır. Kendini her türlü yüzeysellikten arındırıp hakikatin peşine düşen, bu arayışın sonunda varış noktası yalnızlık ve özgürlük olan kişi, toplumun gözünde meczuptur. '' Kitapta kastedilen meczup tanımı bu. Kendine içine dönen, özgürlüğü ve huzuru meczuplukta bulan biri. Meczup insani değerler üzerine eleştirel bir kitap. Halil Cibran'ın kendine özgü felsefi, eleştirel tutumunu yansıtıyor.



Meczup'un içinde kısa kısa hikayeler var. Ermiş kitabından farklı olarak bir nasihat verme amacı yok. Hikayelerin tümü derin, anlamlı hikayeler. İçinden kendinize göre bir şeyler çıkarabilirsiniz. Bazı hikayelerde küçük hicivler de sezdim. 

Bu kitapla Halil Cibran'ı sevdim. Diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum. 

Alıntılar:

''Kutsa, maskelerimi çalan hırsızları kutsa! ''



Ermiş - Halil Cibran | Kitap Yorumu

Orphalese kentinden ayrılacak olan Ermiş kendisine sorulan sorular üzerine halka belli konularda anlatımlar yapıyor. Konular çok çeşitli. Özgürlük, aşk, dostluk, ölüm ve aklınıza gelecek bir çok şey daha. Kitabın içinde hayata dair dersler var. Bana deseler ki bir kitap söyle hayat hakkında bir şeyler öğreneyim. Ermiş'i söylerim.



Kitap; din, felsefe, iyilik, güzellik gibi motifler etrafında dönüyor. Kısa ama içeriği dolu dolu bir kitap. Ben nasihat dilini pek sevmiyorum. Genel olarak nasihat veren kitaplarla ilgili bir sorunum var. Böyle bir sorununuz yoksa eğer favori kitabınız olacaktır Ermiş.

Alıntılar:

Dans ederseniz kimsenin prangalarına takılmadan, çekinmeniz gereken bir yasa olabilir mi ? Giysinizi yırtıp atar ama kimsenin yolu üzerine bırakmazsanız kim yargılayabilir sizi ?

Çünkü gerçekten iyi olanlar çıplak olana ''Giysin nerede?'', evsiz olana ''Evine ne oldu?'' diye sormaz.

İçinizde en zayıf ve şaşkın görünen, en güçlü ve en kararlı olandır.

Çünkü tek başına hükmeden akıl, kısıtlayıcı bir güçtür; başıboş bırakılmış tutku ise, kendisini yok edene kadar yanan alevdir.

Evet, aranızda en özgür olanların tapınağın korusunda ve kalenin gölgesinde özgürlüklerini birer boyunduruk ve kelepçe gibi taşıdığını gördüm. Yüreğim kanadı; çünkü özgürlük peşinde koşma arzusu bile sizin için bir dizgin halini aldığında ve özgürlükten bir amaç, gerçekleşmiş bir şey olarak söz etmeyi bıraktığınızda özgür olabilirsiniz ancak.

Konuştuklarınızın çoğunda, düşünce yarı yarıya katledilir. Çünkü enginlerin kuşudur düşünce, kelimelerin kafesinde kanatlarını açsa da uçamaz.

18 Nisan 2017 Salı

Atuan Mezarları - Yerdeniz 2 | Kitap Yorumu

"Atuan Mezarları'nın konusu tek kelimeyle söylemek gerekirse cinselliktir. Kitapta bir sürü simge var, tabii ki yazarken bunları bilinçli bir şekilde çözümlemedim; bu simgelerin hepsi cinsel simgeler olarak okunabilir. Daha açık söylemek gerekirse kitabı bir kadının büyümesi olarak okuyabilirsiniz. Temalar, doğum, yeniden doğum, yıkım ve özgürlük." diyor Ursula. Fakat kitabın içeriğine baktığınızda hiçbir cinsellik yok. Çok dikkatli okuduğunuzda fark edebileceğiniz bazı simgeler var. Daha çok bir kızın kendi seçimlerini yaparak, kendi yolculuğuna çıkması diyebiliriz.


Atuan Mezarları Yerdeniz Serisi'nin 2.kitabı. Tenar (Arha) rahibenin öldüğü gün doğan bir kızdır. Geleneğe göre rahibe öldüğü gün doğan kız yeni rahibe olacaktır. Çünkü rahibenin reenkarne olduğuna inanılır. Tenar, herkesin kendisine gösterdiği saygı ve itibar nedeniyle kendini beğenmiş biri olmuştur. Atuan Mezarları'nda karşılaştığı bir büyücü hayatını değiştirecektir.

Öncelikle Atuan Mezarları ilk kitaba göre yavaş ilerliyor. Bende sanki durgun bir denizin kıyısında oturmuş öylece düşünüyormuşum gibi bir his uyandırdı. Nasıl desem bazı kitapların durgun olması insana bir rahatlık verir, heyecanlanman, hızlı okuman ya da kovalaman gereken bir şeyler yoktur. Yavaşça okursun fakat bu yavaşlık seni kitaptan da koparmaz ya, işte öyle. Atuan Mezarları bir büyüme hikayesi. Bu büyüme daha çok Arha'nın kendi sınırları dışına çıkarak, ona doğru olarak gösterilen değerleri reddederek, değişimle gerçekleştirdiği bir büyüme. 

Büyücü ve Arha'nın arasındaki ilişkiyi sevdim. Ne olduğu belirsiz, tuhaf bir ilişkiydi aslında.Kitabın çoğu labirentlerde, karanlık yerlerde geçiyor. Klostrofobisi olanlara bir uyarı olsun diyorum. Hayal gücünüz çok genişse rahatsızlanabilirsiniz. 

Kitaptaki simgeler
İçimdeki Robert Langdon'ı dışarı çıkardım ve anladığım kadarıyla kitaptaki simgelerden bahsedeceğim. Öncelikle alt mezarın  rahim olduğunu düşünüyorum. Alt mezar gizli bir yerdi ve sadece başrahibe girebiliyordu. Ayrıca Arha büyücüyü de buraya sakladı. Labirent de beyne benziyor. 

Bu kısım spoiler içerebilir.
Kitabın benden bir tık eksik puan almasına neden olan şey Arha gibi bir kızın bir erkeğin dediği her şeye inanması ve yaşadığı değişimin o erkek sayesinde olmasıydı. Yani özgür olmak için bir erkeğe ihtiyacı olması hoşuma gitmedi. Bir kadının kendini tamamlaması için bir erkeğe ihtiyaç duyması gerektiği fikri ters düz edilseydi benim hoşuma giderdi. Bir de Manan'ın bu sonu haketmediğini düşünüyorum. Öyle iyi niyetli biri bu sonu haketmiyordu.

Alıntılar:
''Adam da deniz gibi kızın çok uzağındaydı.''

''Rahibe olmamayı ister miydin?'' ''İster miydim! Elbette! Bir domuz çobanıyla evlenip domuz çukurunda oturmayı tercih ederdim.''

''Şükürler olsun ki Kossil'e benzemiyorsun! Ama sen çok güçlüsün. Keşke ben de güçlü olsaydım. Ben sadece yemek yemesini seviyorum...''

''Öğrenmeye başladığı şey aslında özgürlüğün yüküydü. Özgürlük ağır bir yüktür, ruhun yüklenmesi gereken büyük ve garip bir sorumluluk. Kolay değildir. Verilen bir armağan değil, yapılan bir seçimdir; bu seçim de zor bir seçim olabilir. Yol, yukarıya ışığa doğru çıkar; ama yüklü yolcu oraya hiçbir zaman varamayabilir.''

''Affedin beni. Ey Efendilerim, ey isimsiz varlıklar, en eskiler, affedin beni, affedin beni ! '' diye bağırdı.Hiçbir cevap gelmedi. Hiçbir zaman cevap gelmemişti zaten.

''Kız adamı seyretti; onu ateşin ışığında, dağın alacakaranlığında seyrederken kalbinde hissettiklerini kimselere söyleyemezdi.''

''Bana görülmeye değer bir şey göstermemi söylemiştin. Ben de sana, seni gösterdim.''

''Adam hiçbir şey söylemedi; yüzü sakindi fakat özlerinde Arha'yı duygulandıran bir şey vardı: Bir keder, ihanete uğramış birinin bakışı.''
''Ve sonra, eğer bana ihtiyacın olursa, beni çağır. Gelirim. Beni çağırırsan, mezarımdan bile çıkar gelirim Tenar ! Ama seninle kalamam.'' 

17 Nisan 2017 Pazartesi

Yerdeniz Büyücüsü - Yerdeniz 1 | Kitap Yorumu

''Sanırım Yerdeniz Büyücüsü´nün en çocuksu yanı, konusu: Büyümek. Büyümek, benim yıllarımı alan bir süreç oldu; bu süreci otuz bir yaşımda tamamladım ne kadar tamamlanabilirse; o yüzden de çok önemsiyorum. Çoğu genç de önemser. Ne de olsa esas işleri budur: Büyümek.'' diyor Ursula Yerdeniz Büyücüsü hakkında. Gerçekten de kitapta Ged'in çocukluğundan itibaren büyüme macerasına tanık oluyoruz.


Ged'in Karg'lara karşı koymak için yaptığı büyü köyün hayatını kurtarır. Zaman içerisinde Ged çevrede ünlenir. Usta Ogion eğitmek üzere Ged'i Onakçaağaç'a götürür. Kendi gücünün farkına varan Ged Ogion'dan sıkılır ve büyücülük okuluna gider. Yapmaması gereken bir büyü yapan Ged, kontrol edilemez bir varlığı peşine takar. Ve kitap boyunca bu varlıkla olan mücadelesi ve pişmanlıkları gözönüne seriliyor.

Ben bu kitabı Ged'in kendini keşfetmesi, yaptığı hatanın sorumluluğunu üstlenmesi ve büyümesi olarak görüyorum. Yerdeniz  Serisi; Yüzüklerin Efendisi, Harry Potter Serisi, Kral Katili Güncesi'ne benzer bir seri. Benzerliklere gelirsem büyücülük okulu, kişiyi ismiyle çağırmamak gibi benzerlikler var. Shannara Serisi de Yüzüklerin Efendisi'ne benziyor zaten. Ona bakarsak fantastik seri okumamamız lazım. Fakat Yerdeniz'in birçoğundan önce yazılmış olduğunu biliyorum. Yerdeniz Büyücüsü heyecanlı bir kitap, durgun değil. Ben bu kitabı okumak için biraz geç kalmışım. Daha önce tanışmış olmak isterdim. Bu kitabı okumak için bu yaşımı neden bekledim. Eminim daha küçükken daha büyük bir heyecanla, daha çocuksu duygularla okuyabilirdim. 

Alıntılar:

''Bütün hayatımızı, aslında yapmaktan başka çaremiz olmayan şeyleri rızamızla seçmeyi öğrenmekle geçiriyoruz.''

''Tehlikenin gücü, gölgenin ışığı kuşattığı gibi kuşatacağını hiç düşünmedin mi?''

Liste: İthaki Bilimkurgu Klasikleri

İthaki bilimkurgu klasikleri'nin tam listesini merak ediyordum. Doğru dürüst bulamayınca böyle bir liste oluşturdum. Başta kendim olmak üzere meraklılarına yararlı olacağını umuyorum :-)
Soldan sağa kitapların çıkış sırasına göre sıralanmıştır. 17/04/2017 itibariyle günceldir. Yeni kitap çıktıkça güncellenecektir.

İthaki Bilimkurgu Klasikleri

16 Nisan 2017 Pazar

Olağanüstü Bir Gece - Stefan Zweig

Olağanüstü Bir Gece seçkin bir burjuva olan kahramanımızın kendini ve mutluluğu arayış öyküsünü anlatıyor. Hayatı boyunca gerçekten yaşadığını hissettiği anlar bir geceye sığıyor.  At yarışlarında geçirdiği sıradan bir günde bir suç işliyor. Aynı günün gecesinde karşılaştığı insanlar ona hissetmenin kapısını aralıyor.


Kahramanımız Albert Camus'un Yabancı'sındaki Meursault'u andırıyor. Hayata karşı Poker face dediğimiz insanlar vardır ya işte bizim kahraman da öyle :-) İstese de heyecanlanmayan, haz duymayan biri. O gün ve gecede yaşadıklarından sonra kahramanımız bir dönüşüme uğruyor. Artık küçük şeylerden zevk ve mutluluk duymayı bilen, insanlarla sohbet eden, dertlerine ortak olan birine dönüşüyor. Kitapta yine Zweig tarzı psikolojik tahliller var. Ben bu kitabı yüzeysel olarak değil de kahramanın kendini arayışı olarak değerlendirdim. Burjuvaların hikayesini okumayı çok sevmesem de bu kitap diğerlerinden kendini arayış açısından farklıydı. 

Alıntılar:
'' Öyle hissediyordum ki, bende onlara korkunç yabancı gelen bir şeyler vardı, bu yüzden hiçbir şekilde aralarına karışamıyor, beni saran bu yoğun kitleden kopuk bir şekilde suyun üzerindeki bir yağ damlası gibi tek başıma yüzüyordum. ''
''Fakat başkalarının gençlik dedikleri şey benden çoktan geçip gitmişti zaten."
'' Eğer nasıl biri olduğumu bilseydiniz, şu anda beni selamlarken yüzünüzde gördüğüm o tatlı, dostane gülümse kim bilir nasıl donup kalırdı dudaklarınızın kıyısında!"
 ''İnsanları sevindirmenin bu kadar iyi ve kolay olduğunu niçin daha önce hiç anlamamıştım!''

13 Nisan 2017 Perşembe

Van Gogh - Betül Kadıoğlu & YKY

Van Gogh'un hayatını resimlerle anlatan bir kitap. Yani resimler odak noktamızda fakat resimlerin yanlarında kısa kısa cümlelerle Van Gogh'un hayatı anlatılıyor. Daha çok yağlı boya çalışmalarına yer verilmiş. Theo'ya Mektuplar'da gördüğüm kadarıyla Gogh'un çok güzel karakalem çalışmaları da var. Theo'ya Mektuplar bu kitaba göre biraz yoğun diyebilirim. 
Özellikle kitabın resimlerden oluşması Gogh'un resimlerini merak edenler için bu kitabı bulunmaz nimet haline getiriyor. Gogh'un düşüncelerinden, sözlerinden, genel olarak hayatından bahseden bir kitap. Gogh'u tanımak isteyen, fakat çok yoğun bir kitap okumak istemeyenlere tavsiye ederim.  

Kitabın içindeki özellikle beğendiğim Van Gogh eserlerini de unutmamak için paylaşmak istiyorum.
Rhone Üzerinde Yıldızlı Gece
Yıldızlı Gece
Place du Forum - Arles'da Gece Kahvesi
Armand Roulin'in Portresi
Vazoda On İki Ayçiçeği
Serviler ve İki Kadın
Otoportre (açık mavili ceket ve arka plan da açık mavi)
Saint Paul de Mousole'deki Kilise
Yol İşçileri
Çiçek Açan Badem Ağacı
Üzgün Yaşlı Adam
Çiçek Açmış Kestane Ağacı
Yıldızların Altında Servili Yol
Asnieres Köprüsü

Alıntılar:

'' Lambanın ışığında patates yiyen insanların o patatesleri kendi elleriyle topraktan çıkarıp tabaklarına koyduklarını göstermeye çalıştım. Bu yüzden el emeğini, ekmeklerini nasıl dürüstçe kazandıklarını anlatıyor. ''

'' Van Gogh yazarak ve resim yaparak iyileşmeye, unutmaya çalıştı.''

'' Toplumun kabul ettiği davranış biçimlerinden sapmanın dışlanmayla cezalandırıldığını daha önce defalarca yaşayıp öğrenmişti. ''

''La tristesse durera toujours [ Bu acı hiç dinmeyecek ].''

'' İnsanların da buğdaylarla aynı olduğuna çok inanıyorum. Eğer filizlenmek için toprağa ekilmiyorsan, ne önemi var ? -Sonunda değirmen taşlarının arasında öğütülüyorsun ki ekmek olasın . Mutluluk ve mutsuzluk arasındaki fark işte ! İkisi de gerekli ve faydalı, ölüm ve kayboluş gibi... her şey göreceli- hayat da öyle. ''

12 Nisan 2017 Çarşamba

Robinson Crusoe | Kitap Yorumu

Gezme ve dünyayı görme aşkıyla yanıp tutuşan Robinson Crusoe, gemisinin başına gelenler sonucunda ıssız bir adaya düşüyor. Kitap boyunca Robinson'un yaşam mücadelesini okuyoruz. Issız bir adada başına gelenler, hayatta kalma çabası, düşünceleri...


Tek başına kalan bu adamın beyni hiç durmuyor. Felaket senaryoları yazıyor kafasında, çünkü her an başıma her şey gelebilir diye düşünüyor. Robinson başına gelenleri dine bağlıyor. Yani Tanrı'ya olan tavrı yüzünden bu hallere düştüğüne inanıyor. Bu yüzden Tanrı'ya karşı tavrından pişmanlık duyuyor. 

Kitap yavaş ilerliyor. Ama rahatsız edici bir yavaşlıkta değil. Kitabı Robinson'la o adada kalmışım gibi, onun yaşadığı her şeyi hissederek okudum. Kitapta beni zorlayan kölelik, zevk için hayvan öldürme, ırkçılık, sömürgecilik gibi rahatsız olduğum kısımlar da vardı. Fakat bulunduğum yüzyıldaki dünya görüşümle, o zamanlarda yazılmış bu eseri yargılama niyetinde değilim. Yine de okunmaya değer bir kitap. Özellikle survivor tarzı hayatta kalma oyunlarını, mücadelelerini sevenler bu kitabı da sevebilir.

Alıntılar:

''Nitekim zıddıyla gözümüze sokulmadan içinde bulunduğumuz gerçek durumu asla göremiyor, hep fazlasını istemekten sahip olduğumuzun değerini bilmeyi beceremiyoruz !''

''Azıcık derinlemesine düşündüğümde, olayların doğası ve onlardan çıkardığım deneyimler, tek sözcükle bana bu dünyadaki bütün iyi şeylerin ihtiyaçlarımız dışında bir işe yaramadığını ve başkalarına vermek için ne kadar istiflersek istifleyelim, yalnızca kullanabildiğimiz kadarının keyfini sürebildiğimizi gösteriyordu, daha fazlasının değil.''


9 Nisan 2017 Pazar

Mart (2017)'ın Ardından

Bu ay içinde okuduğum kitaplardan bahsedeceğim.


Hadi başlıyoruz.

1) Kusursuzlar:
Seveni olduğu kadar sevmeyeninin de çok olduğu bir kitap. Şurada uzunca anlattım. Ben beğenen taraftayım.









2) Küçük Şeyler: Hepimiz Üstün Dökmen'i televizyon programından tanıyoruz. Tabii psikoloji okuyanlar hariç. Küçük Şeyler programını severek izleyen biri olarak bu kitaba rast gelince hemen okumaya başladım. Bana biraz ticari kaygı amacı varmış gibi geldi. Çünkü çokça devamı var. Yine kendimi iyi hissetmediğim bir dönemde okuyabileceğim bir kitap.

3) Küçük Şeyler #2 : Üstteki yorumun aynısı geçerli.




4) Otomatik Portakal: Bu kitabı okuduğum sıralarda internete pek girmiyordum. O yüzden yorumunu yazamadım. Üstünden zaman geçince de kitapla ilgili düşüncelerim dağıldı. Ağır bir distopya, ortam bayağı ürkütücü. Herkesin okuyacağı tarzda değil bence. Bazı kısımlarda çok rahatsız oldum. İyiliği ve kötülüğü sorgulaması hoşuma gitti. Yazar tamamen kendine ait bir argo oluşturmuş. Bayağı yaratıcıydı.





5)Genç Bir Doktorun Anıları: Modern klasikler serisinden. Merak ettiğim bir kitaptı. Zamanında dizisini izlemeye çalışmıştım, devamını getiremeyip sıkılmıştım. Kitap öyle değil. Bayağı akıcıydı. Teori ile uygulama arasındaki uçurum iyi bir şekilde işlenmiş. Köylülerin batıl inançlarını, bilinçsizliklerini, doktora güvenmeyişlerini bazen şaşırarak bazen gülümseyerek okudum. Yalnız doktorun tavrı hoşuma gitmedi. Etrafındakileri, köylüleri hep bir aşağılama derdindeydi. Yine de ilgiyle okuduğum, başarılı bir kitaptı.





6)Yaban Kızlar: Kitapta öykü, deneme, röportaj ne ararsanız var :-) Öykü iyiydi gerçekten. Size şöyle söyleyeyim. Ursula'nın kült kitaplarını okumadıysanız buna geçmeyin, listede öne çekilecek bir kitap değil. Kısa bir kitap, ben bu yüzden tercih etmiştim. Kötü demiyorum, ama Ursula'nın bundan daha iyi bir çok kitabı var.






7)Alexander Graham Bell: Bağlantı Kurmak / Şurada yorumunu yapmıştım.










8)Paper Girls (Çizgi Roman): Umarım Türkçe'ye çevirirler. Çok sevdim, bozmadan bu şekilde devam etmesini umuyorum. Genel olarak çizgi roman hakkında şurada konuşmuştum.








9)Theo'ya Mektuplar: Sevdiğim bir kitaptı. Okumam biraz uzun sürdü. Ama değer. Geniş yorumu şurada.







10) Wonder Woman 2016 (Çizgi Roman): Geçen seferki yazımda bu seri kötü gidiyor diye bir yorum yapmıştım. Tempo yine yükseldi. Bu ara çok iyi gidiyor, umarım bozmaz. Bu çizgi roman hakkında ayrıca bir yazı hazırlayacağım.





11) Korku: Yorumu tam şurada.









12) Androidler Elektrikli Koyun Düşler Mi: Rick isimli kahramanımız android avcısıdır. Kitap boyunca insanlara oldukça benzeyen üst model androidleri avlama çabasını okuyoruz. Android ve insanları birbirinden ayıran bir özellik olan empati, kitapta vurgulanan bir nokta. Ayrıca Philip Dick bize gerçeklik olarak gösterdiği şeyleri bir anda tepe taklak ederek kafamızı allak bullak ediyor. Bir noktadan sonra hangisinin gerçek, hangisinin yanılsama olduğunu çözmeye çabalıyoruz. Geniş yorumum için tıktık.

Sayı olarak öylesine sıraladım. Sayıları boş verelim. Siz geçen ay neler okudunuz ? Benimle paylaşın :-)