7 Şubat 2017 Salı

Ocak(2017)'ın Ardından

Herkese merhabalar. En son aralık ayında bir şeyler çizittirmişim. O aralar tüm bloglarda 2017 hedefleri, hayalleri tarzında postlar uçuşuyordu. Ocak ayında da yeni yıldan beklentiler yazıları yazıldı çizildi. Bunlar ileride kendimi yargılamama neden olduğundan tercih etmediğim yazı türleri. Tabii ki yazanlara, böyle etkinliklere katılanlara bir lafım yok :-)
Bu yazıda takipçilerin bildiği üzere her ayın sonunda yazmaya çalıştığım ay incelemesi ile karşınızdayım. Youtube'da yeni bir çalma listesi oluşturdum. İsterseniz yazıyı okurken dinleyebilirsiniz --tık 

Kitaplar:
Öncelikle bu yılki okuma hedefimi 30 kitap olarak belirledim. Tabii ki belirlerken daha fazla okuyacağıma emindim, kendimi biliyorum. O andaki karamsarlığım ve bu yılki hedefi tamamlama isteğim etken oldu. Çünkü geçen yılki hedefi tamamlayamadım. Neyse sonuç olarak 30 kitap belirlemiştim -çizgi roman ve mangaları da sayıya dahil ediyorum- şu an 15'teyim.

Ocak ayının ilk kitabı
The Inn- Maupassant
Türkçe'ye çevrilmiş mi, bilmiyorum. Maupassant'ın okuduğum ilk hikayesi, beğendim.
3/5

Venedikte Ölüm
Mezun olduğumdan beri e-kitap olayına sardım. Benim için nedeni en başta ekonomik olsa da(çünkü normal şekilde okumuyorum, fil gibi okuyorum :D ) daha sonra çevreye verdiğimiz zarar beni düşündürmeye başladı. Bu nedenle artık çoğunlukla e-kitap okuyorum. Bu ay okuduğum tüm kitaplar e-kitaptı. Bunu da belirtmek istedim.

Venedik'te Ölüm betimlemeleri, geçtiği ortam açısından beni etkiledi. Sanki Venedik'te kahramanla olayları yaşıyormuş hissine kapıldım. Sanat çevresinin farklı yorumladığı bir kitap, ben sanat çevresinden değilim üzgünüm. Goodreads'te uzun uzun yazdım, kendimden alıntı yapıyorum :-)

''Kitabın başlarında seveceğimi düşündüğüm bir kitabı okuma hissi içime dolmuştu. Özellikle o uzun cümleler, hissiyatlar, sevebileceğim tarzda bir kitap okumakta olduğum izlenimini uyandırmıştı. Kahramanın gittiği yerler, bu yerlerin tarifi, aslında önemsiz olayların uzun uzun anlatılışı ve kahramanın insanları incelemesi hoşuma gitmişti. Gelgelelim konu çok farklı bir boyuta geçti. Kahramanın çocuğa duyduğu sevgi bazen sanatsal bir sevgi, çoğunlukla ilahi bir aşk gibi görünürken, bir süre sonra dilimizde tek bir kelime ile özetlenen (kelimeyi dile getirmek istemiyorum) itici bir durum izlenimi de vermeye başladı. O kısımları okumak benim için çok zor oldu. Bunu fark ettikten ya da bu şekilde algılamaya başladıktan sonra kitabı okumak imkansızlaştı. Bundan sonrası benim kitabın sonunu merak edişimden ibaretti.''
2/5

İdeal Öğretmen

Beyaz Zambaklar Ülkesinde isimli kitabı duymayan yoktur herhalde. Yazarımız o kitabın da yazarı. Yalnız bu kitabı o kadar popüler olmamış. Kitap bir akademisyenin üniversite hayatını, unvanını bırakarak kendi köyüne öğretmenlik yapmaya gitmesiyle başlıyor. Biraz fazla idealist bir öğretmen. Okuduğum yorumlar çoğu kişinin bu kitabı beğenmediğini gösteriyor. Halbuki aynı kişiler Beyaz Zambaklar Ülkesinde isimli kitaba ölüp bitiyorlar. Kitaplar çok mu farklı, hayır. Genel olarak insanların, kişilerin kendi işlerini severek yapmaları gerektiği, insanlar işlerini severek yaparsa ülkenin daha iyi bir konuma geleceğini konu alan, çalışmaya vurgu yapan kitaplar. Ve bir iş yapıyorsak bu işe halktan başlamamız gerektiğini anlatıyor. Kişiler genel olarak böyle hikayeleri çok sever. Mesela her öğretmen idealist olmaya inanır. Herkes köyde ücretli öğretmenlik yapan Ömer Öğretmen'i destekler, tebrik eder. Ama onun aldığı ücreti almak veya köye atanmak çoğu öğretmenin istemeyeceği bir şey.
4/5

Beyaz Zambaklar Ülkesinde

Öncelikle benim hiçbir siyasi görüşüm olmadığını belirterek konuya başlayayım, zaten siyaset konuşmayacağım. 
Atatürk tarafından okutulması zorunlu tutulan bir kitap olduğu kitabın kapağında yazıyor. Bir şeyin ''zorunlu'' olmasını hiç bir zaman sevmedim. Bende dayatılması gibi bir izlenim oluşturuyor ve o şeyden soğuyorum. Bu kitabı okumayı bu nedenle sürekli erteledim durdum. İdeal Öğretmen'i okuyunca bunu da okumaya karar verdim. O zamanlar, o zamanki çevre, toplum yapısı olarak verdiği örnekler, kitabın dili vs beni rahatsız etti. Bu kitapta herkes adam mesela. Bilim adamı, devlet adamı, iş adamı. Sonra hayvanlara karşı tutum da benim hoşuma gitmedi. Ama bu kitapta çok çalışarak başarılı bir ülke haline gelen Finlandiya'nın (Suomi) hikayesi anlatılıyor. Mesela bu çalışmalar sayesinde herkes reçel yiyebiliyor. Bir kişi yaptığı işte en iyi olmaya çalışıyor. Ben de bu konuda aynı düşünceye sahibim. Yaptığımız işi gerçekten severek yaparsak ülkeye ve kendimize daha yararlı olacağımızı düşünüyorum. Ama işsizlik diye bir gerçek var. Bir din adamının bu konular üzerine düşünmesi de çok etkileyici. Benim sevmediğim yanı kitabın dilinin dayatma şeklinde oluşu. 
Sonuç olarak bu kitap anlamlı bir kitap. Atatürk gibi bir lidere örnek olmuş bir kitap. Bu yüzden okumanızı tavsiye ediyorum.

Ben Sana Mecburum

Attila İlhan'ın daha önce başka kitaplarını okumuştum. En popüler şiiri de bu kitapta. Fakat bundan sonra Attila İlhan okumayacağım. Bir yerde bir sözünü okudum, hiç hoşuma gitmedi. 
3/5
Erkek Doğrama Cemiyeti Manifestosu

Yazarın hayatını okuduğumda çok acılar çekmiş bir kadın gördüm. O yüzden sinirli ama üzgün bir kadın. Düşüncesi kadınların özgürlüğü için erkeklerin yok edilmesi gerektiği. Başka türlü asla özgür olamayacağımızı düşünüyor. Acaba doğru mu diye düşünmedim değil. Bu kitap biraz acımasızca ama doğru kısımları çok. Dili küfürlü ve kızgın. Özellikle erkek okurların okuyunca ne hissedeceklerini merak ediyorum.
Puanım 3/5

Einstein'ın Düşleri

Alan Lightman'ın okuduğum 2.kitabı. Olaylar üzerinden ilerleyen bir popüler bilim kitabı. Fizikle ilgili popüler konularda bir şeyler okumak isteyenlere tavsiye ederim.
Puanım 4/5

Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü

''Cennet'in hayatlarını iyilik yapmaya adamışların yeri olduğunu sanırdım, ama öyle değilmiş. Tanrı böyle bir karar vermeyecek kadar merhametli ve müşfik. Cennet dünyada gerçekten mutlu olamayanların yeri.''

Kitaptan sevdiğim bir alıntıyla başladım. Bu kitabı sevdim. Biraz küfürlü kısımlar var ama onları görmezden geliyorum. Çünkü farklı bir kitap. Hikayelerden oluşuyor. Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü de kitabın içindeki hikayelerden biri. Çok başarılı bulduğum diğer hikayeler Borular ve Domuzu Kırmak. Özellikle Domuzu Kırmak hikayesini herkese tavsiye ederim. Domuz kumbarasına değer verdiğinden içindeki paraları almak için onu kırmak istemeyen bir çocuğun hikayesini anlatıyor.

Wonder Woman (2016-) #13 #14

Bu çizgi romanın gidişatını beğenmemeye başladım, belki devam ederim bilmiyorum.

Filmler:
Yeni yılda genelde ''işte şu kadar film izleyeceğim'' diye karar alırım. Başkalarının kitap okumak ya da iyi bir insan olmak gibi kararlarına karşılık benim her yeni yılda film izleme kararım olur :-) Tabii bu yıl da rutin bozulmadı 1 ocak ile birlikte film izlemeye başladım, sonra her zaman olduğu gibi bıraktım :-)

Bu yılın ilk filmi
Ölü Ozanlar Derneği
Kelimelerin ve düşüncelerin dünyayı değiştirebileceğine inanan, Robin Williams'la can bulan o idealist öğretmenimiz.

Genelde edebiyat öğretmenleri böyle tutkulu olur. Neden bilmem sayısalcılardan hiç böyle öğretmen çıkmaz. Ben küçükken kendimi öğretmen olarak hayal ederdim. Bu hayalimde hep öğrencilere umut verirdim, başarabileceklerine dair. Ne istiyorlarsa olabileceklerine dair. Belki de böyle bir öğretmenin eksikliğini hissediyordum.

Bilmiyorum bir çok çocuk sahibi kişiye saçma gelse de bu ülkede pastacıya da ihtiyaç var. Neden herkes doktor olmaya çalışıyor? Mesela küçükken görürsünüz bir arkadaşınız mutlaka terzi gibi farklı bir meslek hayal etmiştir. Aileler veya okullar genelde çocukları istediği şekilde yönlendirir.

Yukarıdaki soruların cevabını elbet biliyorum, siz de biliyorsunuz. Mesleklerin ygs, lys puanları düştükçe değeri düşer. Ya da bir iş grubu ne kadar kolay iş buluyorsa o kadar değerlidir. Ne kadar yüksek puan o kadar para demektir. Para ise çok önemlidir. Çünkü ona doğuştan sahip olanlarla sizi aynı konuma getirir.

Bu devran bu şekilde döndüğü sürece anlattıklarım anlamsız. Bunları neden anlattım çünkü filmde de bunları gördüm. Neyi seviyorsanız onu yapın diyen bir öğretmen ve sevdiği şeyi yapması babası tarafından engellenen bir öğrenci. Kitabı okuduğumda 15 yaşındaydım. O zamanki halimle bu filmde hissettiğim yoğun duyguları hissetmemiştim. Belki de film kitaptan daha yoğundu.

Her Şeyin Teorisi
Stephen Hawking'ten bahsederken aklıma hep bu caps geliyor.
--Zekadan başım ağrıyor doktor--
Neyse konuya geçeyim. Film Stephen'ın Jane ile ilişkisini anlatıyor.
Ben fizikle ilgili bir şeyler bekledim açıkçası. O kadar fikrin nasıl ortaya çıktığını izlemeyi bekledim. Karşımda resmen aşk filmi buldum. Kendini feda eden tipik bir kadın görüyoruz- Jane- Sonra başka birine aşık oluyor, yine Stephen onu bırakana kadar Stephen'ı bırakmıyor. Filmde sürekli çocuk doğdu. Genlerim müthişken sonraki nesillere bol bol aktarayım demiş herhalde Stephen bey.
Ne kadar ileri geri konuşsam da filmi beğendim. O kadar soruna rağmen çok iş başarmış bir adam. Ve onun en büyük destekçisi Jane.
Filmdeki olaylar gerçeği ne kadar yansıtıyor o konuda beni aydınlatırsanız memnun olurum.

Stuck In Love
Ayrılmış bir anne babanın aşka inanmayan kızı ve insan ilişkilerinde beceriksiz oğlunun hayatı anlatılıyor. Babamız yazar, kızı da yazarlık okuyor. Annemiz başka bir adama aşık olup bunları terk etmiş, ama sonra arkasında farklı bir olay olduğunu görüyoruz. Logan Lerman başarılı bir oyunculuk sergilemiş. Çok bayılmasam da iyi bir film, izlediğim için pişman değilim.
Bu şarkıyı da buraya bırakayım.

Çalgı Çengi:İkimiz
Bu da biraz gülelim köşemden :-) Öyle eğlenmek için izlediğim film, zaten büyük bir şey beklememiştim. Sinemada arkadaki çocuklar yüzünden çok odaklanamadım. Koltuğu tekmeleyip durdular, başka yere geçtim oraya geldiler. Neyse ufak çocuklarla anlaşamıyorum. Hep bir negatif enerji. Yine de eğlenceli bir filmdi.
--Fotoğrafların tümü alıntıdır--

Yazıyı okuduğunuz için teşekkürler. Siz geçen ay neler yaptınız? Benimle paylaşın :-)





10 yorum :

  1. Çok güzel filmler ve kitaplar gördüm yukarda. Hele şu erkek doğrama şeysi çok güzel bir kitap ismiymiş ya da görmeyeli biraz feminist oluvermişim. Kilo Collins gördüm orda bşr yerde onun çoğu filmini izlemiştim ama bu gözden kaçmış demekki. Öküz ozanlar derneğini otobüs yolculuğunda izlerken yarın kalmıştı güzeldi sonunu getiririm umuyorum. Çok güzel bir Ocak ayı geçirmişsin ne güsel dolu dolu. Sevgiyle kal :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle merhaba,hoş geldin :-) Şöyle bir açıklama yapayım da tüm feminist kadınlarımız erkek düşmanı olarak algılanmasın.(Türkiye'de bu algı yaygın olduğu için yazma ihtiyacı duydum, kesinlikle üstüne alınma)Feminizmin bir çok kolu var, bu kitaptaki(scum manifesto) erkek düşmanlığına kayıyor, günümüzde feminist hareket daha çok kadın erkek eşitliği üzerine çabalıyor. Ayrıca Ölü Ozanlar Derneği çok başarılı bir film,devamını izlemeni diliyorum. Yazıyı beğenmene sevindim. Sağlıcakla kal :-)

      Sil
    2. Çok güzel açıklamışsın Anladım kesinlikle. Kusura bakma yazımda telefon klavyesi yüzünden bir sürü hata yapmışım. Ölü ozanlar derneği diyeceğime öküz demem gibi. Yine de ilgi çekici bir konu. Okunabilir bir kitap. Filminde devamını getireceğim. Sevgilerimle :)

      Sil
    3. Ne kusuru,telefondan yazınca oluyor öyle şeyler. Kendine iyi bak : )

      Sil
  2. Hazine gibi bir yazı bu :) Hemen not alayım ilgimi çekenleri. Teşekkürler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğendiyseniz ne mutlu bana, rica ederim : )

      Sil
  3. e-kitap işine bir türlü alışamadım içim el vermıyor nedense :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında tamamen aynı sistem, e-kitabın fiyatı daha uygun. Belki e-kitap okuyucuyla falan denesen alışırsın : )

      Sil
    2. Kitap okurken en buyuk zevkım yapıskanlı kagıtlarımı ve kalemımı kullanmak ondan vazgecemıyorum. Endüstriyel bir ürünü benim yapan aletlerim onlar benim.

      Sil
    3. Anladım, eskiden ben de öyle düşünüyordum. Kitapların üstünü hayatta çizemem zaten, başka bir defterime beğendiğim alıntıları not alırdım. Şimdi 1000kitap'a falan ekliyorum.

      Sil

Link içeren yorumlar onaylanmayacaktır.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...