5 Mayıs 2017 Cuma

Uyku - Haruki Murakami | Kitap Yorumu

Uyku gördüğü kötü bir rüya sonrası uyuyamamaya başlayan bir kadının öyküsünü anlatıyor. Bu isimsiz kadının uyku sorunu ya da aydınlanmasıyla birlikte hayatında büyük bir boşluk açılıyor. Kahramanımız da uykuya hiç ihtiyaç duymadan tüm gece kitap okuyor.


Kitapta şunu fark ettim. Kahramanımız sorumluluklarını yerine getirdiği sürece kimse onun gece ne yaptığını ya da iyi olup olmadığını umursamıyor. Kocası ve çocuğu onun yaşadıklarının farkında bile değil. Öyle ki geceleri arabayla dışarı çıktığını dahi fark etmiyorlar. Kahramanımız bir süre sonra gece kendine ayırdığı o vakitler için yaşamaya başlıyor. Tüm gün ev işleri, yemek ve temizliği hallederken aklında hep o okuma zamanları var. 

Aslında ben bu kitabı bir kadının tekrardan gerçek benliğini bulması olarak gördüm. Evlenince kendi hobilerine vakit ayıramayan bir kadının, uzun zaman sonra bolca boş vakit elde ederek sevdiği şeyleri yeniden yapmaya başlaması.

Kitabın sonuna sinir oldum. Gerçekten bu kitap ya da hiçbir kitap böyle bitmemeli. İlk Murakami okumamdı. Yani yazarın tarzı ve kitaplarının sonları hakkındaki tek tecrübem Uyku kitabı. Bunun dışında Anna Karenina spoilerı yedim. Bu da yazarın bana tüm klasikleri okumadan gelme, deme şekli olabilir. Ya da yazar bundan zevk alıyordur belki. Ben de diziler hakkında spoiler (ipucu) vermeyi çok severim o yüzden bu durumu anlayabilirim. Yine de okuduğum anda eyvah dedim ne oluyoruz? Kitabın okurları genelde uçlarda. Ya çok sevmişler ya da nefret etmişler. Ben yine arabulucu okur profili çiziyorum.


Alıntılar:
Kimseyle oyalanmak istemiyordum. Boş gevezeliklere harcayacak zamanım yoktu. Yüzebildiğim kadar yüzünce bir dakika bile vakit kaybetmeden eve dönüp kitap okumak istiyordum.
Eğer bu şekilde ölüp gidersem, benim yaşamımın anlamı ne olacak, diye düşündüm.Oysa ben, dedim içimden, hem gece, hem gündüz çalışabilirim. Ne de olsa benim uyumaya ihtiyacım yok. 
Gece boyunca zifiri karanlığın içinde gözlerim açık öylece duruyordum. Neredeyse hiçbir şey düşünemiyordum. Saatin zamanı dilimleyen sesini dinliyor, gecenin karanlığının önce yavaş yavaş derinleşmesini, sonra yeniden seyrelmesini izliyordum.
Hiç kimse bendeki değişikliğin farkında değildi. Benim hiç uyuyamadığımın, durmaksızın kitap okuduğumun, aklımın gerçeklikten yüzlerce yıl, on binlerce kilometre uzakta bir yerde olduğunun hiç kimse farkına varmadı.
Oysa ben, dedim içimden, hem gece, hem gündüz çalışabilirim. Ne de olsa benim uyumaya ihtiyacım yok.

2 yorum:

  1. Haruki Murakami kitaplarını bir çoğunu okudum ve tarzını çok sevdiğim bir yazar. Bu kitabını okumamıştım ama yakında okurum diye düşünüyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O zaman bunu da seversiniz. Ben de diğer kitaplarından okumaya devam etmeyi düşünüyorum :-)

      Sil

Link içeren yorumlar onaylanmayacaktır.